Astroloji
     Sağlık
     Sanat
     Sosyoloji
     Tarih
     Tıp
     Yönetim
     Genel Konular
     Yabancı Yayınlar
     Edebiyat
     Politika
     Hukuk
     Fizik
     Felsefe
     Bilim Teknik
     Eğitim
     Din
     Ekonomi
 
 
 İDRAK DEMETLERİ

Bir araya geldiklerinde kimin gönlünde bir tefekkür konusu varsa akışı oraya bırakırlardı. Misafir gelen biri kader bahsini açtı:

- Kaderi anlayamıyorum. Örneğin ben bu sohbete niçin ve nasıl geldim?.. Biri sordu:
- Acaba geldin mi, getirildin mi?..
- Nasıl yani basbayağı geldim işte, dedi soruyu soran. Bir başkası:
- Bence kendi gelmedi. Külli İrade tarafından bir amaca yönelik olarak getirildi. Bir diğeri:
- Getirildi derseniz, bir gelen bir getiren ortaya çıkar… Bu da bizi ikiliğe, şirke düşürür. Bir başkası:
- BEN KENDİM geldim. Böyle diledim, böyle yaptım. Öteki çıkıştı:
- Bu söylemin ucu Egoya, Deccaliyete çıkar… “ Ben kendim geldim” olmaz! Diğeri açtı:
- Kendim geldim derken benlik ve ego kastettiğimi nereden çıkardınız! “Benden içre ben” yok mu? Ona dayanarak, Özümün sesi ile konuşmuşsam, Ben dediğimde konuşan kim?... Düşünün hele!..

Tatlı çıkışlar ve sevimli iğnelemelerle bir bir döküldü idrakler… İdrakler dile geldikçe seyir genişliyor, ilim ve hakikat ufukları genişliyordu.

***

Vahdet Bey başlıklı yazıları okuyanlar mail yolluyordu. Hepsi de farklı pencerelerden bakıyordu Vahdet Beye:

- Ne mutlu size ki bir Hak Ehli dostunuz olmuş. Keşke benim de böyle dostum olsa!
- Vahdet bey diye biri var mı, yoksa hayal bir şahsiyet mi?.. …
- İstanbul’a çıkıp gelsem, beni Vahdet Beye götürür müsünüz?... …
- Kitapçı olduğunu söylediniz… Sahaflarda sordum ne Vahdet adlı biri, ne de tarife uyan bir başka zat var! Nerede yaşar?..

- Vahdet adı ile perdelediğiniz şahıs …….. adlı yazar olabilir mi?.. …
- Bence siz, idraki zor konuları Vahdet perdesine yansıtıp aradan çekiliyor görüntüsü veriyorsunuz. Vahdet sizsiniz aslında.

- Vahdet beyin hayali şahsiyet olduğunu fark ediyorum. Ama nedense her yazı içime işliyor… Ağlamaktan kendimi alamıyorum…Defalarca okuyorum…Bana öyle geliyor ki Vahdet Bey; Hepimizin içindeki özün dile gelişi, suretlenişi… Vahdet; benden öte bir ben!..

- Kendi gözlem ve seyirlerinizi Vahdet senaryosu ile sunmanız çok tatlı… …
- Yaşanmamış hisler, özlemler bunlar. Asla böyle bir şey olamaz! Ne böyle biri var, ne de anlatılan sahneler! Hikaye işte! Avuntu! Bence saçma!

Her idrak sahibine göre şekillenen bir Vahdet Bey vardı. Herkes kendi penceresinden gördüğünü benimsedi, öyle kabullendi, öyle sevdi.

***

Yaşlı anne evladına sordu:

- Bana şöyle değişik bir tespih söyle de onu çekeyim çocuğum. Evlat:
- İhlas Suresini günde 1000 kere çevir anneciğim, dedi. Ne Arapça ne de tefsir bilgisi olmayan anne son derece mutlu olmuştu. İhlas çekecek, Rabbinin rızasına erecekti.

Tespih etmek sadece bir şeyleri çekmek mi diye sordu dostlarına.

- Hayır, tespih bence bir takım zikirlerle farkındalığa ermek, dedi biri. Diğeri:
- “Yerde ve gökte ne varsa Allah’ı tespih ediyor” ayetine bakarsak bence kelime tekrarı değil tespih. Yaratılış amacını ortaya koymak. Ateşin tespihi; yakmak, suyun tespihi; akmak.

Bir başkası:

- O kadar basit değil. Tespihin zikir ve dua ile yoğrulmuş bir anlamı olmalı. Fizikle İslami İlimleri birleştirmeye çalışan atıldı:
- Tespih; Se- Be- Ha kökünden gelir. Sebeha; Yüzmek demek. Suda yüzmek. Kuantum fiziğinde de evrenin bir enerji okyanusu olduğunu, dalgacık hareketlerinin olduğunu söylemiyor muyuz?.. İşte Kur’anın tespih ayetleri bize Kuantum gerçeğini fısıldıyor. “Yerde ve gökte ne varsa Allah’ı tespih eder” demek, bütün yaratılanların enerji okyanusunda tek bilincin dalgaları olduğunun habercisi!..

Çayları getiren Hacı amca söze girdi:

- Onu bunu bilmem, tespih alacaksan ya Oltu taşı yada sedef alacaksın. Bence Oltu Taşından iyisi yok!.. Hacdan gelen tespihler daha başka tabii…

* * *

Kader konusunda söylenenlerin hangisi doğru?...

Vahdet Beyin hakikati; hangi mailde yazılanlar?..

Tespih kavramına getirilen en güzel açıklama hangisi?..

İlla tercih yaparak “ Doğru olan şu” demek durumunda mıyız?...

Hüküm verip birini öne almaya mecbur muyuz?..

Bir kere şunu bilelim; hepsi Hak!..

Hakkın seyretmeyi dilediği manalardan yansıyor hepsi.

Bütün seyirleri birleştirebilenler sezecek güzelliği…

Onlar işitecek Cilve-i Rabbaninin enva-i çeşit ritmini…

Onlar seyredecek rengarenk Hakikat Bahçesini…

Mana Bahçesi; idrak gülleriyle güzel.

Güller ve çiçeklerden buket yaparak ebediyet rayihası koklayabilenlere ne mutlu!..

Ne mutlu, bütün idraklerin Tek bir İdrakin görüntüleri olduğu zevkiyle seyredebilenlere!



Yazar: Mehmet Doğramacı
2009-12-19 Tarihinde yayınlanan makale, 31 defa görüntülendi.

 
 
  (c) 2007 özgürdergi