Astroloji
     Sağlık
     Sanat
     Sosyoloji
     Tarih
     Tıp
     Yönetim
     Genel Konular
     Yabancı Yayınlar
     Edebiyat
     Politika
     Hukuk
     Fizik
     Felsefe
     Bilim Teknik
     Eğitim
     Din
     Ekonomi
 
 
 DAMAR

Kimi oyun oynayan,kimi chat yapan gençlerden biri seslendi:”Amca şöyle damardan bir parça aç da kulağımızın pası silinsin!.” Kasada gazete okumaya dalan yaşlı internetkafeci başını hafifçe kaldırdı, gözlüklerinin üzerinden bakarak : “Ahh bu gençlerrr!.” diye mırıldandı. Adam Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla ve Zeki Müren severdi. Gençlerse damardan istiyordu. Winamptan açtı parçayı. Konserleri jilet satışını patlatan sanatçı söylüyordu. “İşte bu be amcam, işte bu!.” dedi gençler. Keyifleri yerine geldi.

Arada bir uğradığı lokantaya erken gitti o sabah. Ne zaman ne isteyeceğini bilirdi garsonlar. “İşkembe nasıl olsun abi?” dedi garson. “Damardan olsun damardan. Biliyorsun işte.” dedi adam. Tuzlama, damar, terbiyeli vs bir dizi çeşidi vardı işkembenin. O damar severdi.

Sık sık atışırdı karısıyla. Kavgasız günleri yok dense yalan olmazdı. Her seferinde haklılığını anlatmaya çalışır, karısı gözyaşlarını perde ederek baskın çıkardı. Evde buz gibi olurdu hava. Yaşlı annesi bezmişti artık. “Oğlum kaç kere dedim şu gelinin damarına basma diye” sızlandı ihtiyar kadın.

“Onun damarı dağlansın” dedi öfkeyle genç adam ve ceketini alarak evi terk etti.

Hemşire epey uğraşmış bir türlü damarı bulamamıştı. “Yumruğunu sıksana be amca!” dedi beyaz melek. Hastaneye yarı koma halinde getirilen yaşlı adam, değil yumruğunu sıkmak nefes almaya bile yoruluyordu. Damar bulunmadan ne serum takılır, ne de ilaç verilirdi. Epey uğraştılar. Doktor: “Bırakın gerek kalmadı” dedi. Hasta ebedi uykuya dalmıştı artık.

Yerin yüzlerce metre altında ekmek parası için kazma sallayan maden işçisine mikrofonu uzattı gazeteci:”Madeni nasıl bulur, nasıl takip edersiniz?” Yüzü isli, başı bereli işçi gülümsedi: “ Kolayı var beyim. Damarı bulduk mu düşeriz peşine. Yeter ki maden damarını bulalım. Ötesi kolay. Düş peşine kaz Allah’ım kaz. İşte hepsi bu!..”

***

Evet Dostlarım;

Bu hafta damara taktım. Çevremde halen damar bulamayan sıkıntılı insanlar da var, nabza göre şerbet vermenin kompetanı olanlar da. İnsan ilişkileri sanki damarda düğümleniyor. Gündelik çekişmeler biraz da birbirimizin damarını bulamamaktan doğmuyor mu?...

Kâinatın Efendisi insanların damarını ne güzel bulur ve tutarmış. Ebu Süfyan malı çok severmiş. Mümin olduğu günlerde bir vadi dolusu deve görünce içi gitmiş. Kâinatın Efendisi : “Al,hepsi senin” deyivermiş. Gözleri parlamış Ebu Süfyan’ın.

Osman, edep düşkünüymüş. O meclise girince ayaklarını toplamış Resul. Ömer, babayiğit ve hırçınmış. O İslama girince Mekke sokaklarına taşmış müminler. Kabe’ye o gün yürünmüş. Ali hem ilim küpü hem de aslanmış. Hayber kapısını omzuna alıvermiş. “İlmin Kapısı” demiş Resul Ona. Ebubekir sır tutmanın, ölümüne dostluğun timsaliymiş. Sevr Mağarasında sır perdesini ona açmış Resul.

”Ebubekir’in imanı bir kefeye, ümmetimin imanı bir kefeye konsa Ebubekir’inki ağır gelirdi” buyurmuş.

Resulullah (s.a.v) hepsinin damarını bulmuş,nabızlarını tutmuş. Bulmuş ki;bin yıllık İran Mecusi Hükümranlığı,koca Bizans İmparatorluğu silinip gitmiş tarihten. Dünya en büyük değişime sahne olmuş İslam öğretisi ile..

Sevginin karargâhı kalp, kalbin yolları damarlardır. Bırakın kendinizi dinlemeyi. “Kendini çok dinleyen hastalık hastası olur” diyor doktorlar. Asıl mutluluk karşıdakinin nabzını tutabilmekte gizli.

Sevdiklerinizle problem yok. Bugün,anlaşamadıklarınızın, sevemediklerinizin damarını tutun. İyi dinlerseniz nabzı bulursunuz. Nabız alınınca mutlaka uygun bir frekans yakalanacaktır.

Damarı tutabilen kalbi, kalbi anlayan, insanı elde eder. Haydi rast gele..

İstanbul - 11.05.2004



Yazar: Mehmet Doğramacı
2009-12-19 Tarihinde yayınlanan makale, 35 defa görüntülendi.

 
 
  (c) 2007 özgürdergi