Astroloji
     Sağlık
     Sanat
     Sosyoloji
     Tarih
     Tıp
     Yönetim
     Genel Konular
     Yabancı Yayınlar
     Edebiyat
     Politika
     Hukuk
     Fizik
     Felsefe
     Bilim Teknik
     Eğitim
     Din
     Ekonomi
 
 
 SEÇİM YATIRIMLARI

Kıbrıstürk halkının tek derdi seçim mi? Seçim için ne ikiyüzlülükler yapılıyor ülkemizde bir bilseniz. Başta, hükümetin ağırlıklı partisinin yaptığına bakın. Çözümü de, Dünya Barış Günü’nü de Kıbrıstürk halkının kaderini dört yıl öncesinde harcadığı gibi meze masasında harcamaya çalışıyor. Amaç ne? Amaç, halka, “Bizi seçerseniz size çözümü biz getireceğiz” demek istiyorlar. Bunun için de Hristofyas’la görüşmelerden tutun her türlü eylemi seçim yolunda bozdurmaya çalışıyorlar (Bu konuda Hristofyas’ın onlara fırsat verdiği şeklinde de şüphelerim vardır). Düzen serbest piyasa düzeni ya, serbest piyasada alan memnun, satan memnun dercesine, çözüm, görüşme gibi Kıbrıstürk halkının kaderiyle ilgili tüm girişimleri seçimlere bağlayacaklar. Her şey seçilmeye kadar… Sonra partinin propaganda sekreteri veya bilmem kim hangi politbüro üyesi, ortaya çıkıp, halka “Öküz öldü ortakçılık bozuldu” gibisinden laflar edip, meydanlarda yapılan yeminleri ve verilen sözleri bir çırpıda silip, yeniden halkı süzmeye devam edecekler. Süzme dedim, artık bu sömürüyü de katladı, gerçekten süzme oldu. Yani halkın elinde ne kalmışsa onu da götürmeye çalışacaklar. İnanan, güvenen kalmışsa onun da umutlarını berhava edecekler. Peki, muhalefet yapanlar? Muhalefet yapanlar da şimdiden seçimlere oynamaya başladı. Show yapıyorlar açıkçası…Başa geçenlerin statükoya ayak uydurduğunu, bugün CTP, TDP, yarın UBP, daha sonra da DP olacağını ama bir şeyin değişmeyeceğini saklamaya çalışıyorlar. Efendim, “Ben daha dürüstüm” diyor bir tanesi. Bir deneyin de görün. 35 yıldır denedikleriniz ne yapmışlarsa bunlar da düzenin bir parçası olacaklar. Deneye deneye zaten bu noktaya geldik. Denenecek de kalmadı. Ama onuruyla ayakta kalmaya çalışanlar hala daha ayakta kalmaya çalışıyorlar. Mesela hiç kimse, kurulduğu günden beri rejimi boykot eden YKP’yi anmak istemiyor. Geçenlerde bir muhalefet gazetesi, dört gencin tutuklanmasına imza koymayan bir muhalefet partisinin bilmem kimin mirasına ihanet ettiğini yazdı. Seçimlerde de bu tutumunu devam ettirecek mi? Hele, o mirasın, çok daha önceleri, aynı liderle, aynı partide olup da bu yüzden partiden kovulan Durduran ve YKP’lilere ait olduğunu nasıl da görmezlikten geliyor. Aynen 19 sene önce AB’den söz edince Durduran’a bıyıkaltı gülenler gibi… Bahse de girerim, seçimlerde boykot değil ama seçimci olacaklarının en büyük delili bu.

Şimdilerde Birleşik Cephe şiarını yükseltenlerin, Kıbrıstürk halkının siyasal iradesi tecelli etmeyeceği için seçimleri boykot eden YKP aleyhine, barikatlarda Güney’e giden işçilere broşür dağıttığını da unutmadık. Öncelikle rejimin seçimlerini boykot edin de görelim, çünkü birleşik cepheyi darbeleyen en büyük tehlike seçime ve rejime biat etmedir be arkadaşlar…

Sağ’a söyleyecek sözümüz var elbette. Sağ da olduğu yerde sayıyor. Bırakın liberal olmayı, daha Lefkoşa Sarayönü’ndeki parti binalarını bile aşamadılar. Hala daha hamasetçi laflar ve hantal hareketlerle hantal politikalar… Bu kafayla bu halka daha çok şeylere mal olacaklar. Alternatif olmak mı? Hak getire…Nerede ve ne zaman oldulardı zaten? En yapacakları hayırlı iş, Ankara’ya daha fazla muti olup onun politikalarının gölgesinde Kıbrıstürk halkını tüketmek. Kapitalisttirler ama dünyadaki kapitalizmin bile gerisinde durmaktadırlar. Dünyadaki, global kapitalizmin otoriteleri bile çok uluslu sermayeden ötürü ulusal sınırların mevcudiyetini tartışıyorlar (gerçi bu konuda onlarda da hava kesen yok…), bizimkiler tepki ve vesayet politikalarının kurbanı oluyorlar. Ama bu konularda bizim sağa önereceğimiz bir şey olamaz.

Güney Kıbrıs ise hala daha genelde tabularını aşamamış, ezen ulus tavırlı, her zaman ve her yerde haklıyım psikozuyla hareket edip (Bizim taraftakilerin de bunlardan kalır tarafı yok), din ve milliyetçilikle muhasebesini tamamlayamamış bir yapı sunuyor. Küçük sol fraksiyonlar dışında toplumun geneli tek boyutlu, bağnaz bir mentalite ve de savaş travmasının devam ettirildiği bir merkezi milliyetçi yapı sergiliyor. Eleni Mavru’nun söylediği gibi sorun kafalarda… Kuzey Kıbrıs kendi gerçek siyasal iradesinin kavgasını, Güney Kıbrıs da gerçek Kıbrıslılık şuurunun ortaya çıkacağı aydınlanma kavgasını vermeden Kıbrıs’da şu anda beklenenler olmayacak. Ha, değişim olmayacak mı? Elbette olacak. Olmaması doğanın diyalektiğine aykırı zaten. Değişim olacak. Ama ne zaman? Bu her iki halkın da ortak iradesine bağlı kalacak. Devrimci değişim dinamiği kafalara yerleştiği zaman…

Olaya fenomonolojik bakıyorum ve ihtilafların normal olmasından yola çıkarak (ihtilaflar dinamizme de dönüşebilir) değişimin halklar, örgütler, gruplar ve de bireyler arasında tartışmalarla, sentezlerle ve konsensüslerle, acımasızca yapılacak özeleştiri ve empatilerle gerçekleşeceğini savunuyorum. Bu konuda 1917 Devrim öncesi Rusyası’yla, Avrupa’daki Rönesans ve Fransız İhtilalin’den örnek alınmasını öneriyorum. Kapitalizmin sorun ve buhran pompaladığı görüşünün de gözden ırak tutulmamasını görüşlerime ekliyorum.



Yazar: Ulus Irkat
2009-04-04 Tarihinde yayınlanan makale, 115 defa görüntülendi.

 
 
  (c) 2007 özgürdergi