|
20 Mayıs 1878’de Çırağan sarayında türünün dünyadaki ilk ve tek darbesi yaşanıyordu. Bu bir liberalizme kavuşma darbesiydi.
Sultan Abdülaziz’in 1856’da Islahat Fermanını ilan etmesi ile Osmanlı devletinin kurumsal bir düzene girmesi yolunda büyük adımlar atıldı. Cumhuriyet dönemine intikal eden devlet kurumlarının pek çoğu bu dönemde kuruldu. Bu kurumlardan en önemlilerinden biri de 29 Mayıs 1862’de “Divan-ı Ali-i Muhasebe” adı ile kurulan ve bugün “Sayıştay” dediğimiz kurum idi. Kurumun başına da Mustafa Fazıl Paşa getirildi.
Divan-ı Ali-i Muhasebe ile saray harcamaları kontrol altına alınacaktı. Bununla birlikte Devlet Bütçesi artık bir müessese olarak saray idaresi içinde yerini bulacak ve harcamalar ile gelirler bu bütçe dairesinde gerçekleştirilecekti.
Mustafa Fazıl Paşa’nın görevini ciddiye alması Abdülaziz’i pek memnun bırakmamıştı. Mustafa Fazıl Paşa’nın, Sadrazam Fuat Paşa ile yaşadığı bir anlaşmazlıkta Abdülaziz, Fuat Paşa’nın tarafını tuttu ve Mustafa Fazıl Paşa’ya Fransa’ya sürgün yolu göründü. Bu ilk kez bir devlet görevlisinin ülke dışına sürgün edilmesiydi aynı zamanda.
Mustafa Fazıl Paşa aynı zamanda Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın torunuydu, yani Hidiv Sülalesi’nden geliyordu. Bu sıralarda Abdülaziz Mısır’daki veraset sistemini de değiştirme yoluna girişmişti. Bu değişikliğe göre hidivlik makamı, hidivin en büyük erkek evladına bırakılacak, diğerlerinin hiçbir hakkı kalmayacaktı. Bu durumda Mustafa Fazıl Paşanın hidivlik hayalleri de yok olacaktı.
Mustafa Fazıl Paşa Fransa’ya gider gitmez, Osmanlı’nın sağlam kalemleri Namık Kemal, Ebuzziya Tevfik, Ziya Paşa, Ali Suavi, Nuri Bey ve Reşat Bey gibi isimleri de yanına alarak Abdülaziz’e karşı şiddetli bir muhalefet hareketine girişti. Bu ekibi daha sonra tarihe Yeni Osmanlılar olarak geçen isimler oluşturuyordu. Muhalefetlerinin temel noktası; Abdülaziz’in, Tanzimat ve Islahat hareketleri ile başlayan özgürlük açılımlarını devam ettirecek nitelikte bir padişah olmadığı, eleştirilere tahammülsüz ve kapalı olduğu, devlet kurumlarının sağlıklı işlemesini engellediği, bunun da güçlü bir devlet olmanın önünde engel olduğu, buna karşılık Veliaht Murat’ın hürriyetçi ve modern bir insan olduğu ve Osmanlı’nın ancak Murat’ın tahta geçmesi ile kurtulabileceği yönünde yayınlardır.
Sadrazam Alî ve Fuat paşaların zamanında Abdülaziz nisbeten kontrol altındaydı ancak önce Fuat Paşa’nın, ardından da Alî Paşa’nın 1873’de ölmesi üzerine sadarete geçen Mahmut Nedim Paşa ile devletin dizginleri elden çıkmıştı. Bu noktadan sonra Abdülaziz’in tahttan indirilmesine yönelik Mustafa Fazıl Paşa ekibinin muhalefet yazıları sertliğini artırdı. Nihayet bir anayasanın yapılması ihtiyacının doğması ve Abdülaziz’in bu anayasayı ilan etmeyi istememesi üzerine sivil ve asker bürokrasinin iş birliği ile tahttan indirildi ve yerine Veliaht Murat, 5. Murat olarak tahta geçirildi. Böylece Mustafa Fazıl Paşa, kendisini Fransa’ya sürgün eden ve hidivlik hakkını elinden alan Abdülaziz’den intikamını almış, ekibi olan Yeni Osmanlılar grubu da özgürlüklerin önündeki engelin kaldırılmasına sevinmişti. Çünkü onlara göre 5. Murat, liberal görüşlü bir padişahtı ve devletin özgürleşmesi yolundaki tüm adımları atmakta tereddüt göstermeyecekti.
Fakat 5. Murat tahtta sadece 3 ay kalabildi. Üç ayın sonunda akli dengesinin yerinde olmadığına dair bir doktor raporu ile tahttan indirildi ve yerine Sultan Abdülhamit, 2. Abdülhamit olarak tahta çıkarıldı. 5. Murat’ın adı da tarihe “93 yılının 93 günlük padişahı” olarak geçti.
Önce anayasayı ilan eden, meclisi oluşturan fakat hemen ardından 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) gerekçesiyle anayasayı askıya alıp meclisi fesheden Abdülhamit, Abdülaziz’i de aratacak bir baskıcı yönetime başladı. Yeni Osmanlılar ise 5. Murat’ın akli dengesinin yerinde olmadığına inanmamaktaydılar. Onlara göre Osmanlı ancak 5. Murat’ın yeniden tahta geçirilmesi ile kurtulabilecekti. Onun hürriyetçi ve modern düşünceleri Osmanlı yönetimine egemen olmadan Osmanlıya hürriyet gelmeyecekti. Bu görüşte olanlardan birkaç kişi, örneğin Maliye Nezareti’nden katip Hüsnü ile Adliye Nezareti’nden katip Mehmed, Rum İstavridi ve Polonyalı Jüli, gizlice saraya girerek Murat’la görüşmeye çalışmışlar ancak başarısız olmuşlardı.
İşte bu noktadan itibaren Ali Suavi Bey devreye girdi. Ali Suavi’ye göre Abdülhamit bir an önce tahttan indirilip, 5. Murat tahta çıkarılmazsa hürriyete kavuşma ihtimali kalmayacaktı.(Bazı kaynaklara göre Murat’ı bir İngiliz gemisiyle Balkanlar’daki Rodop’a kaçıracak, oradan Rusya’ya karşı bir savaşın başına geçirecekti.) Öncelikle Çırağan Sarayı’nda hapis hayatı yaşamakta olan 5. Murat’ı buradan çıkarmak gerekmekteydi. Ali Suavi, 19 Mayıs’ta Basiret gazetesindeki yazısında ‘sorunların büyüklüğünden fakat çözümün kolaylığından’ söz etmişti. Ertesi gün Rusya’ya açılacak savaşla kaybedilen toprakların geri alınacağı vaadiyle topladığı çoğu Rumeli göçmenlerinden oluşan, 250-300 kişilik bir grup ile 20 Mayıs 1878’de Çırağan sarayını bastı. Çıkan arbedede, Ali Suavi dahil 22 kişi hayatını kaybetti, 12 kişi yaralandı. Ali Suavi’yi Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz Hasan Paşa topuzlu sopası ile öldürmüştü. Böylece dünyada bilinen ilk ve tek liberal darbe girişimi sonuçsuz kalmıştı.
Çırağan Baskını’nın mahiyeti bu güne kadar tam olarak anlaşılmış değildir. Bunun kişisel bir baskın mı yoksa örgütlü bir girişim mi olduğu soruları bugüne kadar hep sorula gelmiştir. Olaydan sonra Ali Suavi’nin evinde yapılan aramalardan bir sonuç çıkmaz çünkü bazı kaynaklara göre dış bağlantıları kuran İngiliz asıllı eşi Marry Hanım, Ali Suavi’nin öldürülmesi üzerine evde bulunan tüm belgeleri yakarak yok etmiş ve memleketine kaçmıştır. Soruşturma kurulu, kanıtlar üzerinde bir süre çalıştıktan sonra Abdülhamit’in buyruğu ile dosyayı kapatmıştır. Ancak bu olay, Abdülhamit’in baskıcı ve denetimci bir yönetime yönelmesinde önemli bir gerekçe olmuştur.
Bazı kaynaklar bunun bir ‘Mason Kardeşliği’ dayanışması olduğunu ileri sürmüşlerdir. Çünkü 5. Murat, Osmanlı’nın ilk ve tek Mason padişahıdır. Abdülaziz’den sonraki taht sırasını garanti altına alabilmek için, o sıralar ülkelerde iktidarları belirleme gücüne sahip Mason localarının desteğine ihtiyaç hissetmiş ve bu nedenle Mason olmuştur. Ali Suavi de bir Mason’dur. Bu girişimi destekleyen başka önde gelen Masonların da olması, bu kanının doğmasına neden olmuştur.
Sultan Murat, 1878 Temmuzunda ‘Kleanti Skalyeri-Aziz Bey Komitesi’ tarafından, bir kez daha Çırağan Sarayı’ndan kaçırılarak tahta geçirilmek istenecektir. Bu başarısız girişim, tarihe İkinci Çırağan Vak’ası olarak geçer. İki olay arasında ilişki olduğuna dair herhangi bir emare bulunmamakla birlikte, her iki olayın failleri de Taşkışla’da kurulan Divan-ı Harb’de birlikte yargılanırlar, ölüm, hapis ve sürgün cezalarına çarptırılırlar. Abdülhamid daha sonradan idam cezalarını müebbed hapse çevirir. Ancak Ali Suavi’nin mektubunu Basiret gazetesinde yayınlayan ‘Basiretçi’ Ali Efendi Kudüs’e sürülür ve II. Meşrutiyet’in ilanına kadar(1908) orada kalacaktır.
Hürriyet destekçileri tarafında iki kez darbe girişimi ile tahta geçirilmek istenen 5. Murat’ın, akli dengesinin yerinde olmadığına dair düzenlenen doktor raporunun gerçekliği konusunda tereddüt yaşamamak elde değil gerçekten de.
Ali Suavi, 1838 yılında İstanbul’un Cerrahpaşa semtinde doğdu. Babası Karabük'ten İstanbul’da yerleşmiş, kağıt parlatmacılığı yapan Hüseyin Ağadır. Medrese tahsili görmüştür. Suavi, Sami Paşanın maarif nazırlığı sırasında girdiği imtihanda başarı göstererek, Bursa Rüşdiyesine muallim-i evvel tayin edildi. Bir müddet Rüşdiyede baş muallimlik vazifesinde bulundu. Bu sırada hacca giden Ali Suavi, dönüşte Sami Paşanın himayesiyle Filibe Rüşdiyesine hoca olarak tayin edildi. Daha sonra Sofya’da ticaret mahkemesi reisliği, Filibe’de tahrirat müdürlüğü yaptı.
1867 yılında İstanbul’a dönen Ali Suavi, bir taraftan Şehzade Camiinde vaazlar veriyor, diğer taraftan Filip Efendinin “Muhbir” adlı gazetesinde yazarlık yapıyordu. Bir süre sonra Abdülaziz aleyhinde şiirler yazmaya başladı. Bu durum, gazetenin kapatılmasına ve Ali Suavi’nin Kastamonu’da ikamete mecbur edilmesine yol açtı. Kastamonu’dayken Mustafa Fazıl Paşanın daveti üzerine kaçıp Paris’e gitti. Paris’te Mustafa Fazıl Paşa ve arkadaşlarıyla yapılan toplantıdan sonra, burada alınan karar üzerine Muhbir Gazetesini çıkarmak için Londra’ya gitti. Gazetenin daha ilk nüshalarından itibaren kararlaştırılmış hedeflerin dışına çıktığı görüldü. Bu yüzden Yeni Osmanlılar ve diğer erkan ile arası bozuldu. Namık Kemal ve Ziya Beyin desteklerini çekmeleri üzerine gazete kapanmak zorunda kaldı.
Londra’da Mary Hanım ile evlenen Ali Suavi, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra İstanbul’a geri döndü. Sultan İkinci Abdülhamid Hanın mabeyn feriki olan Said Paşanın yardımı ile Galatasaray Sultanisine müdür tayin edildi.
Ali Suavi, İngiliz parlamentarizmine benzeyen bir meşrutiyet arzusunu daimi olarak dile getiriyordu. Fransız filozoflarından büyük oranda etkilenmişti. Paris'te kısa bir süre La République adında bir gazete çıkartmıştı. Bu gazetede halk topluluklarının bir araya gelerek taleplerini hükümete özgürce sunabilecekleri bir sistem tasvir etmişti.
Yazar: Öner Özbek
2008-05-25 Tarihinde yayınlanan makale, 23 defa görüntülendi.
|