Astroloji
     Sağlık
     Sanat
     Sosyoloji
     Tarih
     Tıp
     Yönetim
     Genel Konular
     Yabancı Yayınlar
     Edebiyat
     Politika
     Hukuk
     Fizik
     Felsefe
     Bilim Teknik
     Eğitim
     Din
     Ekonomi
 
 
 Osmanli'da harem ve devsirme

Orhan Gazi’nin hanimi Nilufer Hatun bir Rum tekfurunun kizidir ve I. Murad’in annesidir. Ya da Kanuni’nin esi Hurrem Sultan Ukraynali bir koy papazinin kizidir ve II. Selim’in annesidir. Iyi de, tek basina bir padisahin annesi olmak, bir devletin cehresini degistirmeye kâfi gelir mi? Boylece onlara -hasa- Ilahi bir guc atfetmis olmuyor muyuz? Ve karsisindakilere de alabildigine bir acziyet ve zavallilik? Hatta bu yabanci kadinlarin adeta saray icinde bir parti olusturduklari ve “yabanci” olmaktan ileri gelen bir dayanisma suuru gelistirdikleri, bunu da asirlar boyu surdurdukleri varsayiliyor. Yani bir “zararli” ideoloji resmediliyor Osmanli sarayinda.
 
Iyi ama bu asirlar suren mucadelenin aktorleri, hep ayni “takim”da oynayan ve ortak bir bilince sahip kimseler olarak, yani Osmanli’yi felakete goturmek icin ellerinden geleni ardlarina koymayan casuslar veya hainler diye nasil gorulebilir ki? Hadi diyelim (farz-i muhal) Kanuni “aldatilmisti”, peki Orhan Gazi veya Celebi Mehmed’in ne zoru vardi yabanci kadinlarla evlenirken? Ya II. Murad’in? Ya Fatih’in? Hepsi mi bizim kadar kendi devletlerini dusunmuyorlardi? Onlar da evlenmemisler miydi yabancilarla? Peki onlarin zamaninda Osmanli yukselise gecmemis miydi? Bu yukseliste, bazi Bizans hayranlarinin hakli olarak iddia ettikleri gibi, o yabanci kadinlarin payi olamaz mi? Neden yukselis asirlarinda bu kadinlarin payi olup olmadigi tartisilmiyor da, yalniz “duraklama” ve “gerileme” diye adlandirilan caglarda olumsuz paylari gundeme getiriliyor dersiniz? Nilufer Hatun’a itiraz edene rastlamadim simdiye kadar. Neden? Ote yandan Hurrem Sultan’a -maalesef- hakaret etmeyene de rastlamadim. Neden bu ayrimcilik?
 
Kaldi ki, Osmanli tarihinin basindan sonuna kadar devsirme egemenligi altinda cereyan ettigi masalini artik bir kenara birakmanin zamani geldi de geciyor bile. Devsirme uygulamasinin 17. yuzyilin ortalarinda tasfiye edilmeye baslandigini, kendisi de bir devsirme olan ve zumresinin cikarlarini savunma gayretkesligine giren Koci Bey’in feryatlarindan anlayabilirsiniz rahatlikla. 1650’lerden itibaren devsirme pasa bulmak icin epey zorlanmaniz gerekir. Bilinen son devsirme Sadrazam Tarhuncu Ahmed Pasa’dir. Bundan sonra Musluman ve Turk kokenli sadrazamlarin sayisi giderek artacak ve devlet idaresi “Turklesecektir”. Yani bizim duraklama ve gerileme diye adlandirilan devrimizde agirlikli olarak Musluman ve Turk kokenli yoneticiler vardi basimizda!
 
Simdi ben bir “uzayli” olsam, bu manzara karsisinda ne dusunurdum? 1650’lere kadar bu devleti ayakta tutanlar ve yukseltenler demek ki; devsirmelermis! Onlar tasfiye edilip de Osmanli Devleti Muslumanlar ve Turkler tarafindan yonetilmeye baslaninca, isler bir felakete dogru gitmis, hatta en Turkcu yonetim olan Ittihatcilar devrinde, sadece 10 yilda koca imparatorluk tasfiye edilmis. Oyleyse, yine bir “uzayli” olarak sunu soylemekte hakli olmam mi : Devsirme sistemi pekala iyiymis! Bu Turkler olmasiymis, devlet daha iyi yonetilirmis!
 
Gordugunuz gibi bu mantik, aslinda obur mantiktan, yani Osmanli’yi Turk’e ozgu kilmaya calisan yaklasimdan daha az tutarli degildir. Demek ki, biri ifrat, oburu tefrittir. Peki ikisinin ortasi yok mudur? Bu meseleler boyle karakucak usulu ele alinamayacak kadar karmasIktir ve uzun asirlardan ve uzerinde yaklasIk 30 devletin ve yuzlerce etnik unsurun barindigi bir cografyadan soz ettigimizi hic unutmamaliyiz.
 
Osmanli’nin Avrupa’ya nasil egemen olduguna sasanlar, bu imparatorlugun gittigi yerlerde cadir kurup oturduktan sonra oyun bitti denilince tipis tipis evlerine geri donduklerini dusunuyorlarsa cok yanilirlar. Giden “biz” ile, donen “biz” arasina asirlar girmisti, bir. Giden “biz” ile donen “biz” arasina yaklasIk 14 milyon kilometrekarecik bir yuzolcumu girmistir, iki! Bu rakam, bugunku Turkiye’nin 28 katidir, uc!  



Yazar: Mustafa Armağan
2008-01-06 Tarihinde yayınlanan makale, 106 defa görüntülendi.

 
 
  (c) 2007 özgürdergi