Astroloji
     Sağlık
     Sanat
     Sosyoloji
     Tarih
     Tıp
     Yönetim
     Genel Konular
     Yabancı Yayınlar
     Edebiyat
     Politika
     Hukuk
     Fizik
     Felsefe
     Bilim Teknik
     Eğitim
     Din
     Ekonomi
 
 
 HAYAL ve HAYALET

Suların nasıl olanları ve olmayanları gösterdiğine dair “Girdiğin aynada geçmiş gibi dîğer küreye, Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: ‘Yol nereye?’ Ayrılıp neş’eni yükseltici sarhoşluktan, Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan! Duy tabîatte biraz sen de ilâh olduğunu, Rûh erer varlığının zevkine duymakla bunu. Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapayalnız, Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız, Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!... Insan âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar. [Yahya Kemal Beyatlı, “Deniz Türküsünden.]

Doğunun ve Batının bütün Şehrazat’ları denizcilik, gemicilik masalları söylemişlerdir. Kadınlar kıyıda bekler, erkekler sulara açılır; Penelo-pe gergefinin başında taliplerini eleyerek çilesini çeker, Argonotlarıyla yola düşen Jason’un ardından iki çocuğunu öldürür Medea, Sinbad’ın arkasında iki yolculuk arası hep bir silûet bekler.

Yalçın dalgaların, kuduz fırtınaların, kalın sislerin, barutun ve ateşin arasından geçerken denizci gemisini rahim bilir, Yunus peygamberin kendisini yutan balinaya yalvardığı gibi, her yolculuğun sonunda toprağa onu kussun, ister. Bir kayığın, teknenin, geminin sanat yapıtı olduğunu unutmuş bir çağın insanı olmak acı: Onu Sarkis, Staël, Turan Erol müzeye ya da galeriye soktuğunda, artık kendisi olmadığında yaratı sanıyoruz biz — Dîvan şiirinde öyle midir oysa: Şair, bırakır yüzsün kalyonlar, bir gözyaşı denizinin içinde.

Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”si, Fellini’nin “E la nave va”sı, Bryars’ın “The Sinking of Tita-nic”i: Bu hayal edilmiş gemilerin arkasında sahici modelleri durur. Onların arkasındaysa, düşgücünün yelkenlerine üflediği, ateşler içinde yatan bir gemicinin sayıklamalarında canlanan hayalet bir gemidir, süzülür. Dört yönün, beş kıtanın bütün denizlerini tıklım tıklım dolduran o yabanıl hikâyeleri Ko-lumbus, Macellan ya da Pirî Reis gibi açık deniz korkusuzları da tanımıştı. Onların denizden, denizlerden korku duymamaları, antropologların (Vernant ve Detienne’in sözgelimi) kanıtladıkları gibi, Sümerlerden Eski Yunan’a, oradan Araplar eliyle Ortaçağ’a sıçrayan temel bir inanışa, Deniz’in doğru ve adil olduğu inanı-şına bağlıydı: Denizin Ihtiyarı, diye anılagelen, engin suları ve ötesini temsil eden kudret, So-lon’a bakılırsa, onunla ilişkisini alabora etmeye kalkışmayan gemiciyi koruyacak, iade edecekti.

Deniz geçmek, sırat geçmek.



Yazar: Enis BATUR
2008-01-02 Tarihinde yayınlanan makale, 77 defa görüntülendi.

 
 
  (c) 2007 özgürdergi