|
Suların nasıl tuttuğuna ve yuttuğuna dair “O zamanlar bu koca denizden geçilebiliyordu; çünkü sizin Herakles sütunları dediğiniz o boğazın önünde bir ada vardı. Bu ada Libya ile Asya’nın ikisinden daha büyüktü... Işte bu Atlantis adasında, hükümdarlar, hâkimiyetini bütün adaya, öteki adalara, hatta kıtanın bazı parçalarına kadar uzatan büyük, hayranlığa değer bir devlet kurmuşlardı... Ama bundan sonra korkunç yer sarsıntıları, tufanlar oldu. Bir gün, bir uğursuz gecenin içinde, ne kadar savaşçımız varsa hepsi birden bir vuruşta toprağa gömüldüler. Atlantis adası da, aynı şekilde, denize gömülerek yok oldu. Işte bunun içindir ki, ada çökerken meydana getirdiği sığ bataklıklar yüzünden o deniz, bugün bile, geçilmez, dolaşılmaz bir haldedir”.
[Platon, “Timaios”, 24e-25d.]
Atlantis’in öyküsü, Akdeniz’in (“Ana” denizin, “bizim deniz”in) mitoloji çağında nasıl dibine, diplerine doğru bir düşüş çağrısı yaptığının bulanık belgesi. Çekip yuttukları uzun bir listede buluşurlar: Ikarus, Mi-nos, Ariadne, Theseus, Inakos, Epafos, Glôkos, Ege... daha niceleri Akdeniz’de boğulmuştur. Tutar ve saklar sular: Onlar ki, şairin dediği gibi, ‘boğuldukları yaşlarındadırlar’.
Denizin çağrısı, bir de anakarada yaşanan tıkanıklığın, daralışın sonucu: Modernlerin imgelemini tırmalayan öncü Robinson Cru-soe’dur kesinkes, her kaçağın ada düşünde başka bir çeşitlemesi yatar (bkz. Akşit Göktürk’ün “Ada”sı), Gauguin’in Noonoa’sında açığa çı-kacaktır cennet hülyasına bitişmiş gerçek çehresi — vargı: Hiçbir ada ıssız değildir.
Büyük ada ressamları, haritacıları, çağlar boyu bunu doğrulamış-lardır: Ayak basılmamış tek adadır Atlantis. Öbürleri sarı, bordo, kahverengi, soluk mavi lekeler Deniz’in ortasında birer tehlikeli gemi, beklerler. Her adanın kopkoyu, gamlı hikâyeler biriktirdiği bilinir: Giden ve dönmeyen gemiciler, gelen ve dönemeyen sürgün beyleri, kabaran ve yenilen dalgaların grameri.
Homeros da, Hesiodes de, yaşamları bir ‘kahraman’ınkine yaraşır biçimde geçip tamamlanan bireylerin, görünmez bir adada, Kutlular Adası’nda buluştuklarını belirtiyorlar. Böcklin’in “Ölüler Adası” gibi sessiz, dingin, biraz karanlık bir ada mıdır bu, yoksa güneşin batmadığı noktada bekleyen tekinsiz bir toprak parçası mı, bunu oraya gitmeye hak kazananlar bilebilecek olsa olsa.
Denizi geçeceğiz, o gelip bizi kapsayacak.
Yazar: Enis BATUR
2008-01-02 Tarihinde yayınlanan makale, 85 defa görüntülendi.
|