Astroloji
     Sağlık
     Sanat
     Sosyoloji
     Tarih
     Tıp
     Yönetim
     Genel Konular
     Yabancı Yayınlar
     Edebiyat
     Politika
     Hukuk
     Fizik
     Felsefe
     Bilim Teknik
     Eğitim
     Din
     Ekonomi
 
 
 Gizemce

"Ah Turgut ah!...

Diri diri yaktın beni; yetmedi, şimdi de sık sık karşıma çıkıyorsun!"

Her gün işte böyle sızlanıyordum bu dayanılmaz acıdan.

Fakat hayrettir, onu göremez olmuştum. Hemen hemen bir aydır rastlaşmıyoruz.

Böylesi daha rahat.

Kendime yeni bir arkadaş buldum. O imam değil öğretmendi. Aslında öğretmen de tahsil yolunda bir başka anlamda imam sayılırdı.

Aman Allah, ne çok imam ve öğretmen varmış hapislerde çürüyen! İşin garip tarafı, dürüstlerin yanında, düzen yardakçısı imamlarla öğretmenler de buraya getirilmişler.

Hadi diğer imamlar, öğretmenler ve biz hiç olmazsa az da olsa komünizme karşı tavır koyduk. Tanıdığım öteki altın imamlar ise resmen başkaldırmışlar! Fakat komünizme karşı değil tavır koymak, hiçbir aykırı düşünceye sahip olmayanlar da burada!

Mesela, tam karşımda bir imam müsveddesi var ki, adam beni deli ediyor. Aslında bu adam imam müsveddesi bile olamaz ya, neyse... İşte bu adam böyle biri. Rejimden korktuğu için yardakçılık yapmış, pek çok Müslüman’ın canını yakmış.

Herkes korkabilir. Korku ayıplanmaz. Kişi neden korkarsa korksun, korkusunun tezahürü olarak eğer çirkin işler yapmıyor, sadece korktuğu için gizleniyorsa, bu en zayıf Müslüman hali olarak verilen bir ruhsattır. Ama korkusundan dolayı saklanmak yerine bir de alçalıyorsa, işte o zaman korku zillete dönüşür.

Bu imam müsveddesi korkusundan rejime yardakçılık yapmış. Yetmemiş, tanıdığı dindarları ihbar etmiş. Ama bütün bu yardakçılığına rağmen yine rejime yaranamamış.

Sonuçta o da burada. Bana yaklaşmak istiyor ama bu tür insanlara tahammülüm yok.

Namazımı aksatmadan kılıyorum. Ahmet İgamberdi kısa sureleri cezaevinde öğrenmişti. Ben de öyle yaptım. Ama doğrusu, imam kılığına girmiş bu sahtekardan, bana ders verenleri ihbar eder diye korkuyordum. Bu yüzden bazı dersleri ondan gizli yapıyorduk.

Nedense burada namazı gizli kılmama gerek yoktu. Turgut teminat vermiş, "Biz ibadet edenlere karışmayız" demişti. Hoş, o ite de güvenmiyorum ama...

Yürek yarası çekiyorum. Çektiğim işkencelerin bende açtığı yaraların derinliğini anlatamam. Ama Turgut’un açtığı yaranın derinliği hiç birine, hiçbir şeye benzemiyor.

Kurtar Allah'ım! Yaralı gönüllere ferahlık ver!

İşte, yaramı daha da derinleştiren, buhranlarımı daha da çıkmaza sokan bir olayı yaşamak üzereydim

Koğuşta namaz kılıyordum. Bir dede de arka taraftaki ranzada yatıyormuş.

Birden Turgut'un sesini duydum:

— Bu faşist yine namaz mı kılıyor? Sonra yanındakilere emir verdi.

— Siz çıkın, ben bu faşistle baş başa kalmak istiyorum. Kapıyı da kapatın.

Herkes çıktı.

Namazda en az on defa Fatihanın yarısına kadar okuyup devamını unuttuğumdan yeniden başladım. Ellerim ayaklarım titriyordu.

O gün insanın bilmediğim bir özelliğini daha anladım. Meğer her korkunun yada heyecanın titretme şekli başka oluyormuş. Tam yanıma yaklaştı. Enseme copu indirdi indirecek diye bekliyorum.

Secdeye vardığımda da hep tekme bekledim. Fakat hiçbir şey yapmıyordu. Bu defa arkama geçti. İkinci rekât için kıyama kalktığımda ne yapacağımı tamamen unuttum. Hiçbir şey düşünemeden sadece kıyamda duruyordum.

İnanılması güç bir olay, ama inanın dostlar, besmele çekmeyi bile unutmuştum.

Bir müddet sonra hatırlayıp namazıma devam ettim. Hem ağlıyor, hem namaz kılıyordum. Hâlâ arkamda duruyordu.

Gitsene Allah'ın belası, git işte başımdan! Seni görmektense Azrail'i görmeyi yeğliyorum. Artık anla beni!

Son rekatın secdesini yaptım. Tahiyyata oturdum. Hemen çıktı koğuştan. Dizlerimde derman kalmamıştı.

Secdeye kapanıp ağladım, ağladım. Dakikalarca ağladım.

Ben seccadeye kapanmış ağlarken bir elin omuzlanma değdiğini hissettim.

Kafamı kaldırıp baktım.

Bizim koğuşun en yaşlı dedesi. Gözlerime bakıp sordu.

— Neden ağlıyorsun?

Ne mutlu bana ki, zulmün en vahşisinin tatbik edildiği bu zindanlarda "Neden ağlıyorsun?" diye bir soranım var! Buda bir nimettir aslında. Ama "Neden ağlıyorsun?" sorusunu soracak kişisi olmayan pek çok kimse var ve bunun önemini, böyle durumlara düşmeyenler bilemez.

Kaçamak bakışlarla cevap verdim:

— Hiç! Canım sıkıldı dedem, canım. Hem de çok sıkıldı.

Dede devam etti:

— O müdür senin neyin oluyor? Ürpermiştim. Yalan söylemek bazen işkencedir; lâkin kendi kendine işkence eder ve yalan söylersin.

— Hiç... Hiçbir şeyim olmuyor. Saf saf baktı gözlerime:

— Hayret! Müdür sen namaz kılarken saçlarını koklayıp koklayıp ağladı... Doğrusu şaşırdım bu işe. O neden ağladı? Senin saçlarını neden kokladı? .

Diri diri ölmek bumu Allah'ım! Yandım!... Yandım!... Demek saçlarımı kokladın öyle mi Turgut? Canım kardeşim, demek beni özledin öyle mi? Yüzüme bakmaya yüzün olmadığı için mi böyle yapıyorsun? Pişman mısın Turgut? Bu tavrınla şimdi beni ne hale soktuğunu biliyor musun?! Yaktın beni Turgut! Keşke bunu hiç duymasaydım. İki tür ateşle yaktın beni!

Alev içindeydim sanki. Seccadeye kapanıp hıçkıra hıçkıra ağladım. Kim duyarsa duysun artık, umurumda değildi. İçimdeki yangınla feryat ettim:

— Turguut!... Kardeş yarasının devası yine kardeşinde bulunur. Gel derdime derman ol Turgut'um... Çok mu pişmansın? Senin ateşin benden fazla mı Turgut? Seni de yaktılar, beni de!... Pişmansan söyle canım. Her şeye rağmen seni affederim. Yaralıdır benim kalbim, yaralı kalpler çabuk affeder... Söyle ne olur. Gizliden gizliye koklama saçlarımı. "Pişman oldum" de. Açıktan kokla saçlarımı. Ben de koklayayım senin saçlarını, ne olur... Ne olur!...

Saatlerce ağladım, ağladım, ağladım. O duyguyu anlatamam.

İşte yine bir şeyi daha anlıyorum ki, meğer insanoğlunun anlatamayacağı ne çok duyguları varmış.

Kendime gelemiyordum... Saatler geçiyordu... Ben ne saatleri fark ediyorum, ne geceyi, ne de gündüzü. Aklım başımdan gitti. Aklımı başıma topla Allah'ım!

Durup durup aklıma geliyor: Demek saçlarımı kokladı ha!... Yâ Rabbi!

Bu garip kulun ne yapsın şimdi? Ne yapayım Allah'ım! Ben beni ne yapayım?

Dünyada ondan başka kimim kimsem de galiba kalmamıştır... Komünizm elimden hepsini aldı. Ne olur Allah'ım! Turgut'u ver bana! Her şeye rağmen, pişman olursa onu affedebilirim. Senin affettiğin kulu ben de affederim Rabbim!

Çılgınlar acaba benim gibi miydi?

Hiçbir yeri göremiyorum. Sesleri duyamıyorum. Acıkmıyorum. Sadece su içiyorum.

Yaşadığımı gösteren en belirgin özelliğim nefes alıp veriyor olmam.

Acaba insanlar şimdi beni nasıl görüyorlar? Hiçbir şey bilmiyor, hiçbir şey düşünemiyorum Ne oldum bilemiyorum. Birisi "hey" dese de uyandırsa beni. Tek başıma ben beni silkeleyemiyor, beni kendine getiremiyorum.



Yazar: H. Riza Karipçin
2008-01-02 Tarihinde yayınlanan makale, 142 defa görüntülendi.

 
 
  (c) 2007 özgürdergi