Astroloji
     Sağlık
     Sanat
     Sosyoloji
     Tarih
     Tıp
     Yönetim
     Genel Konular
     Yabancı Yayınlar
     Edebiyat
     Politika
     Hukuk
     Fizik
     Felsefe
     Bilim Teknik
     Eğitim
     Din
     Ekonomi
 
 
 Gündüz Sosyalist gece Kapitalist

Yeni gelenlerden Komünizmin halk tarafından görünen yüzünü öğreniyorduk.

Halk artık Komünizme karşı ilk zamanlardaki ilgiyi göstermiyormuş, heyecanını kaybediyormuş. Yirmi yılını yeni doldurmuş komünizm sönmeye başlamış.

İlginçtir, halk eşit olacak derken, bilakis çıkarcılar daha avantajlı duruma geçmiş, evlerinde bile götürü iş yaparak "Gündüz Sosyalizm, Gece Kapitalizm" sloganını yaygınlaştırmışlar. Duyduğum zaman şoke oldum, Mao bile "bizim için kapitalizmin çoğu değil, azı zararlıdır" demeye başlamış.

Her tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer mutlaka kürkçü dükkanı değildir. Ama küffârın birleşeceği yer mutlaka birinden birinin görüşüdür.

İnsanları öyle hale getirmiş ki komünizm, gençlerin çoğu ana-babalarının ölümüne ağlamıyorlarmış bile. Duygu bitince ağlamak da kalmamış.

Halk mahkemelerinin de cılkı çıkmış. Adaleti tanımayan halktan adaletli iş yapması istenince halk sormuş, "hangi adalet" diye.

Evet, hangi adalet? Adaletin tarifi komünizmde nedir?

İslam'da adaletin bir tarifi vardır: "Hak edene hakkını vermek..." İslam sisteminin temelinde bu vardır ve adaleti yasalardan önce kalplere işler. Buna rağmen İslam'ın hakim olduğu sistemlerde bile az da olsa, adaletsizler çıkar elbette ve bunlar yasalardaki adaleti uygulamayabilir. Ancak bu durumda, kalplerinde adalet duygusu yer etmiş olanlar, bu gibilerin haksız fiillerine son vermesini bilirler ve "adaletsizlik" iktidar olamaz.

Fakat başta komünizm olmak üzere, bütün beşeri ideolojiler ve rejimler adaleti sadece yasalarla sağlamaya çalışmışlar, kalplere adalet duygusunu yerleştirmemişler, yerleştirememişlerdir. O yüzden de komünizm ve Öteki izm’ler de hakkını alabilen çok az insan vardır.

Yani İslam'da hakkını alamayan çok azdır, beşeri ideoloji ve rejimlerde de hakkını alabilen çok azdır.

Bu konuların da haberi geliyordu. Halk, "Halk Mahkemeleri"ne olan itimadını da kaybetmiş. Bu da komünizmin bir dalının daha kırıldığına işaretti.

Kahrol komünizm!

Bizi yaşatmadın, ama sen de yaşayamadın. Senin saçların benden daha çabuk ağardı.

İş adamlarından nefret eden komünizm, iş adamlarının bulunmadığı bir ülkede asla ilerleme olamayacağını anlamış ve iş adamlarını el altından desteklemeye başlamış.

Komünizm en büyük hatayı, kendi ömrünü uzatmayı korku temeli üzerine oturtarak yapmıştı.

Bir düşünürün dediği gibi:

"İnsanların, yaşama umutları varsa korkudan susmaları mümkündür." Fakat yaşama umudunu kaybedenlere korku, korkutucu gelmez artık ve o insan, korkutma yoluyla hiçbir şeye zorlanamaz. Korku etkisini kaybeder.

Şimdilik, belki bu söylediğim son cümleler bugün hakim değildir, ama yarın hakim olacağı bu günden bellidir.

Gelen haberlerden öğrendiğimize göre intihar had safhadaydı. Bu sayede birçok kişi el altından siyanür ticareti yapmaya başlamıştı bile.

"Düşünme reformu yaparak aydın kitle yetiştireceğiz" vaadinde bulunanlar, birçok aydını hepten yok etmişler, komünizm gelmeden otuz yıl önce komünizm aleyhinde kitap yazan yazar, otuz yıl sonra halkın gözü önünde idam edilmiş.

Gençlere evlenme yasağı gündemdeymiş. Herhalde gençler kırk yaşlarına gelince evlendirilecekler ki nüfus artmasın.

Dini teşekküllere bağlı bütün üniversitelerin tedrisatına son verilmiş, her üniversite başka amaçlara tahsis edilmiş. Şanghay Üniversitesinin tesisleri tarım makinelerine tahsis edilmiş. Bazıları da otel-motel yapılmış.

Eski milliyetçiler halkın gözü önünde öldürülüyormuş. Bazı milliyetçiler "iş formu" denilen mecburi iş kamplarına gönderiliyormuş. Sözüm ona iş kampı, ama cezaevinden hiç farkı yokmuş ve buradaki milliyetçiler yavaş yavaş ölüyorlarmış...

Sonuçta galiba Komünizm bir konuda eşitliği sağlayabildi: İş kampındakiler de, işkence kampındakiler de aynı şartlarda ölüyorlar. Buna komünizm eşitliği denir. Komünizm farklıdır. Komünizmde bir başka özelliği vardır eşitliğin.

* * *

İslami bilgilerim geliştikten sonra meseleleri daha iyi tahlil etmeye başladım. Düşündüm ki, bir ülkede işveren işçisine kendi yediği gibi yiyebilecek, giydiği gibi giyebilecek kadar maaş verseydi... Parasının ve malının kırkta birinin zekâtını verseydi. Fakirlere yardım etseydi... İş bulamayanlara devlet işsizlik maaşı verseydi... İşveren işçisine, işçi işverenine kardeş muamelesi yapsaydı...

Müslümanlar, felsefeyi ve mantık ilmini İslami ölçülerde ele alıp değerlendirseydiler... Bilimsel konularda Müslümanlar gerekli çalışmalarda bulunsalardı... Fennî buluşlarda Müslümanların da eskisi gibi yeri olsaydı...

İnsan ruhuna gereken önem verilseydi... Komünizm gelir miydi? Asla... Asla asla gelemezdi...

Çünkü o zaman, temeli komünizmin maneviyatsızlığı ile aynı kökü paylaşan, ama dallarda farklılaşan kapitalizm olmayacak ve ona alternatif aranmayacaktı...

Ah bu insanlar!

Tanımadığı İslam'dan kaçıp, tanımadıkları dinsizliğin kucağına nasıl da koşarak gidiyorlar!

* * *

Devlet, "beş kötülüğe karşı mücadele" kampanyası başlatmış. Bunlar; rüşvet, vergi kaçakçılığı, devlet malı çalmak, anlaşmalarda sahtekarlık yapmak ve devlet sırlarını çalmak.

Bu beş maddenin içinde beni en çok güldüreni dördüncü madde oldu. "Anlaşmalarda sahtekarlık yapmak..." Oysa dünya tarihinde dinsiz rejimlere sahip olanlardan başka anlaşmalara karşı sahtekarlık yapan başka bir devlet veya fert görülmüş müydü acaba?

Sahtekar da dürüstlük bekler ya, bu hep şaşırdığım şeydir. Bir başka şekilde gülerim bu işe.

Namussuz birinin "namusum üzerine yemin ederim" demesi de, namussuz bir rejimin namustan bahsetmesi de bana aynı nefreti verir.



Yazar: H. Riza Karipçin
2008-01-02 Tarihinde yayınlanan makale, 43 defa görüntülendi.

 
 
  (c) 2007 özgürdergi