Astroloji
     Sağlık
     Sanat
     Sosyoloji
     Tarih
     Tıp
     Yönetim
     Genel Konular
     Yabancı Yayınlar
     Edebiyat
     Politika
     Hukuk
     Fizik
     Felsefe
     Bilim Teknik
     Eğitim
     Din
     Ekonomi
 
 
 AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE YENİ EĞİTİM POLİTİKALARI YAŞAM BOYU ÖĞRENME

Özet

Avrupa Konseyi'nin eğitimle ilgili olarak aldığı en önemli kararlardan birisi de yaşam boyu öğrenmenin. bilgi toplumuna ve ekonomisine geçişte rehber ilke olmasıdır. Yaşam boyu öğrenmenin uygulanabilmesi için gerekli olan uygun ve kapsamlı stratejilerin ve pratik tedbirlerin belirlenebilmesi için Avrupa çapında bir tartışma başlatmak üzere bir memorandum hazırlanmıştır. Memorandum, yaşam boyu öğrenmenin gerekçesi, dayandığı felsefe, boyutları, amaçları ve tartışma konularını açıklamaktadır. Bu makalede yaşam boyu öğrenme ile ilgili olarak hazırlanan bu memorandumda yer alan konular seçilerek aktarılmakta ve Türkiye'de yaşam boyu öğrenmeyi gerektiren sebepler ortaya konulduktan sonra bu kavramın yeni yapısınn ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından tartışılması için bir fırsat olarak görülmesi, tartışılması ve değerlendirilmesi önerilmektedir.

Anahtar Sözcükler: Yaşam boyu öğrenme, yaygın eğitim, temel beceriler, Avrupa vatandaşlığı

Giriş

Avrupa Konseyi Mart 2000'de Lizbon'da Avrupa Birliğinin politikasının yönünü ve hareketini belirleyecek hayatî kararlar almıştır. Avrupa Birliğinin tartışmasız biçimde kültürel, ekonomik ve sosyal yaşam bakımından Bilgi Çağı'na girdiğini belirlemiştir. Öğrenmenin, yaşam ve çalışma kalıpları birlikte değişmekte olduğuna işaret ederek bireylerin bu değişime ayak uydurması değil aynı şekilde bu işleri yapmanın yollarının da değişmesi gerektiğine işaret etmiştir (Avrupa Konseyi, 2000).

Lizbon Avrupa Konseyi kararları bilgiye dayalı ekonomi ve topluma başarılı bir geçişe yaşam boyu öğrenmenin eşlik etmesi gerektiğine işaret etmektedir (Avrupa Konseyi, 2000). Feira Avrupa Konseyi kararları üye ülkeleri, Konseyi ve Komisyonu kendi yeterlilik alanlarında herkes için yaşam boyu öğrenmeyi zenginleştirme anlayışı içinde uyumlu stratejiler belirlemeye ve pratik tedbirler almaya davet etmektedir (Avrupa Konseyi, 2000). Lizbon ve Feira Avrupa Konsey kararlarını hayata geçirmek üzere kamu ve özel yaşamın her noktasında bireysel ve kurumsal düzeyde yaşam boyu öğrenme için kapsamlı bir strateji üzerinde Avrupa çapında bir tartışmayı başlatmak için bir Memorandum hazırlanmıştır.

Komisyon ve Üye Ülkeler yaşam boyu öğrenmeyi, Avrupa İstihdam Stratejisi içinde bilgi, beceri ve yeterlilikleri iyileştirmek amacıyla devamlılık esasına dayalı olarak üstlenilen bütün amaçlı öğrenme etkinlikleri olarak tanımlamaktadır. Bu tanım Memorandum'un daha sonraki tartışmaları için başlangıç noktasını oluşturmaktadır.

Bundan sonraki bölümde Memorandumda yer alan bilgiler seçilerek tartışmaların daha sağlıklı bir zeminde yapılmasına imkân verecek biçimde aktarılmıştır.

Memorandumda Yaşam Boyu Öğrenme

Memorandum'da “yaşam boyu öğrenme artık eğitim ve öğretim sisteminin bir yanı değil öğrenme bağlamlarının tüm sürekliliğindeki öngörülerde ve katılımda kılavuzluk eden ilke olmalıdır” denilmekte ve gelecek on yılda bu vizyonun uygulamalarının görülmesi gerektiğine işaret edilmektedir. Avrupa'da yaşayan herkesin, istisnasız, sosyal ve ekonomik değişim taleplerini ayarlamada ve Avrupa'nın geleceğinin şekillendirilmesine etkin olarak katılmada eşit fırsatlara sahip olması gerektiği belirtilmektedir. Perspektif ve uygulamalardaki bu temel değişikliklerin etkilerinin tartışılması istenmekte ve Üye Ülkelerin kendi eğitim ve öğretim sistemleri açısından bu tartışmaya öncülük etmeleri ve bunu sadece Avrupa düzeyinde değil millî düzeyde de yapmaları istenmektedir. Yaşam boyu öğrenmenin herkesin geleceğini ilgilendirdiği bu nedenle de vatandaşlar düzeyine mümkün olduğu kadar yakın düzeyde tartışılması gerektiği belirtilmektedir.

Bu tartışmayı bu kadar önemli kıldığı düşünülen iki sebep sıralanmaktadır:

• Avrupa bilgiye dayalı bir ekonomiye ve topluma yönelmiştir. Bireyin kendisi ve toplum adına bir bütün olarak güncel bilgiye erişmesi, motivasyon ve beceri ile kaynakları akıllıca kullanması Avrupa'nın rekabet gücünü artırma ve işgücünün istihdam edilebilirlik ve adapte edilebilirliklerini iyileştirmek için her zamankinden daha önemli hâle gelmiştir.

• Bugünün Avrupa'lıları karmaşık sosyal ve politik bir dünyada yaşamaktadırlar. Bugün bireyler her zamankinden daha çok kendi hayatlarını planlamak istemekte ve topluma da aktif olarak katılmaları beklenilmektedir ve kültürel, etnik ve dil çeşitliliği içinde olumlu bir şekilde yaşamaları gerekmektedir. En geniş anlamıyla eğitim bu iddiaların nasıl gerçekleştirileceğini öğrenmede ve anlamada anahtar role sahiptir.

Sosyal ve ekonomik değişmenin bu iki özelliğinin birbiri ile ilişkili olduğuna işaret edilerek bunların altında yaşam boyu eğitim için birbiri ile eşit değerde iki amacı, aktif vatandaşlığı ve istihdam edilebilirliği yüceltmeyi bünyesinde barındırmakta olduğu belirtilmektedir. Buna göre aktif vatandaşlık, insanların sosyal ve ekonomik yaşamın her şeyine ne kadar ve nasıl katılması, bunu yapması hâlinde karşılaşacağı imkânları ve riskleri ve topluma ne ölçüde ait olduklarını ve ne ölçüde söz söyleme hakkına sahip oldukları üzerine odaklanmaktadır. Bir çok insanın hayatında çalışma karşılığı para almak bağımsızlık, kendine saygı ve sağlıklı olma gibi insanların toplam yaşam kalitesinin temel göstergesi anlamına gelmektedir. İstihdam edilebilirlik, istihdamı garanti etme ve koruma, etkin vatandaşlığın sadece bir çekirdek boyutu değil tam istihdama ulaşmada ve Avrupa'nın rekabet gücünü ve refahını iyileştirmede eşit derecede belirleyici bir şart onarak görülmektedir. İstihdam edilebilirlik ve etkin vatandaşlığın her ikisi de ekonomik ve sosyal yaşama katılmaya ve yeterli ve güncel bilgi ve beceriye sahip olmaya bağlı olduğu belirtilmektedir.

Bu değişikliğin ancak Üye Ülkelerin etkileri ile toplum düzeyinde destek ve gerektiğinde de imkânlarla gerçekleşebileceğine işaret edilerek Üye Ülkeler öncelikle kendi eğitim ve öğretim sistemlerinden sorumlu tutulmaktadır. Bu sistemlerin başarısının sosyal ve ekonomik hayatın her evresinden, sosyal taraflar ve kendi öğrenme sorumluluğunu taşıyan bireyler de dahil, çok sayıda aktörün girdi ve kararlılığına bağlı olduğu belirtilmektedir.

Avrupa Birliği, gelecek on yıl içinde yaşam boyu öğrenme konusunda dünyaya iyi bir örnek sunmak istediğini, dinamik ekonomik büyümeyi başarmanın ve sosyal uyumu güçlendirmenin mümkün olduğunu ve bunu yapabileceğini göstermek zorunda olduğunu ifade etmektedir. Bunun arkasında yatan temel felsefe de “İnsanlar Avrupa'nın temel değeridir ve Birlik politikalarının odak noktasını oluşturmalıdır” ve sonuç olarak eğitim ve öğretim sistemleri 21. yüzyılın yeni gerçeklerine ayak uydurmalı ve “yaşam boyu öğrenme vatandaşlık, sosyal uyum ve istihdamı geliştirmek için gerekli bir politika olmalıdır” düşüncesi ile açıklanmaktadır.

Bu mesajların 1990'ların başlarında yaşam boyu öğrenmenin yine millî ve milletlerarası politika gündemlerinin başında yer almasının doğal sonuçları olduğu belirtildikten sonra aynı yıllarda Avrupa ekonomisinin ani değişen üretim, ticaret ve yatırım kalıpları ile karşılaştığı belirtilerek bu durumun iş piyasasında dengesizliğe ve yüksek yapısal işsizlik düzeyleri ile sonuçlanan artan beceri açıkları ve uygun olmayan işlerde çalışma durumlarına sebep olduğu belirtilmektedir. Bu problemleri çözebilmek için eğitim ve öğretim için yapılan öngörüler ve katılım daha fazla dikkati gerektirdiği, 1996 Avrupa Yaşam Boyu Öğrenme Yılının, yaşam boyu öğrenme ile ilgili her düzeyde ne kadar ilgi ve kararlılık olduğunu gösterdiği ve Üye Ülkelerin politika düşüncelerini oluşturmaya yardımcı olduğu ifade edilmektedir.

Yaşam Boyu Öğrenme Yoluyla Avrupa Vatandaşlığı

Avrupa'nın Endüstri Devrimine benzer bir değişimi yaşamakta olduğu, sayısal teknolojinin insan yaşamının her yanını etkilediği, dünya çapında ticaret, seyahat ve iletişimin insanların kültürel ufuklarını genişletmekte ve birbiri ile rekabet eden ekonomilerin rekabet yollarını değiştirmekte olduğu, modern yaşamın bireylere yeni imkânlar ve fırsatlar yaratırken daha büyük riskleri ve belirsizlikleri de beraberinde getirdiği, insanların farklı yaşama biçimlerini seçme özgürlüğüne sahip, fakat aynı şekilde kendi yaşamlarını şekillendirme sorumluluğu da kendilerine ait olduğu, daha çok insanın eğitim ve öğretimde daha uzun süre kalmakta fakat yeteri kadar iyi yetişerek iş piyasasındaki yerlerini koruyanlar ile yetersizlikleri nedeniyle iş piyasasının dışında kalanlar arasındaki açıklığın giderek büyümekte olduğu, Avrupa'nın nüfus yapısındaki değişikliklerin sağlık, sosyal ve eğitim hizmetlerine olan talep kalıplarının iş gücünü değiştirmekte olduğu, Avrupa toplumlarının kültürler arası bir mozayiğe dönüşmekte ve bu çeşitlilik yaşamın her safhasında büyük yaratıcılık ve yenilik potansiyeli barındırmakta olduğu tespiti yapılmaktadır.

Bütün bunların hepsinin bilgi toplumuna geçişin parça ya da paketleri olduğu, bilgi toplumunun ekonomik temelinin materyal olmayan mal ve hizmetlerin yaratılması olduğu, böyle bir sosyal dünyada güncel bilgi ve becerilerin birincil öneme sahip olduğu, insanların kendileri bilgi toplumunun önde giden aktörleri olduğu belirtildikten sonra bilgiyi, sürekli olarak değişen yapıda, akıllıca ve etkili bir şekilde yaratma ve kullanma, insan kapasitesi olarak tanımlanmakta ve bu kapasiteyi en üst düzeye çıkartmak için, bir başka ifade ile etkin vatandaş olabilmek için bireylerin yaşamlarını kendi ellerine almayı istemeleri, almayı başarmaları ve yaşam boyunca eğitim ve öğretimin, değişme iddiasına cevap vermek için herkes açısından en iyi yol olduğu belirtilmektedir

Bilgi, beceri ve anlayışın, evde, okulda , işte, üniversitede nerede öğrenilmiş olursa olsun yaşam boyu geçerli olmadığı, yaşam boyu öğrenmenin uygulamaya geçirilmesinde öğrenmenin daha sıkı bir biçimde yetişkin yaşamına entegre edilmesinde çok önemli fakat bu bütünün sadece bir parçası olduğu, yaşam boyu öğrenmenin bütün öğrenmeyi beşikten mezara giden sınırsız bir süreklilik olarak gördüğü, herkes için yüksek kaliteli temel eğitimin çocuğun erken yaşlarından itibaren gerekli bir temeli oluşturduğu, giriş düzeyindeki meslekî eğitim ve öğretimin izlediği bir temel eğitimin bütün gençleri bilgiye dayalı ekonominin gerektirdiği yeni temel becerilerle donatması gerektiği belirtilmektedir.

İnsanların, eğer öğrenmek isterlerse yaşamları boyunca düzenli öğrenme etkinliklerini planladıkları, eğer erken yaşlarındaki deneyimleri başarısız ve kişisel olarak olumsuz ise öğrenmeye devam etmek istemedikleri, eğer öğrenme fırsatları zaman, öğrenme ,hızı, yer ve karşılanabilirlik bakımından erişilebilir değilse böyle bir eğitime katılmadıkları, öğrenme içeriği ve yöntemleri kendi kültürel perspektiflerini ve yaşam deneyimlerini dikkate almayan eğitim öğretim etkinliklerine katılmaya istekli olmadıkları, daha önceden edindikleri bilgi, beceri ve uzmanlık hissedilir bir şekilde dikkate alınmamışsa, bireysel nedenlerle ya da işlerinde ilerlemek maksadıyla daha ileri bir eğitim için zaman, çaba ve para harcamak istemedikleri tespiti yapıldıktan sonra öğrenmek için bireysel motivasyon ve çeşitli öğrenme fırsatlarının yaşam boyu öğrenmenin başarı ile uygulanması için nihai anahtarlar olduğu, talebi yükseltmek kadar özellikle eğitim ve öğretimden en az yararlananlar için imkânları sunmanın da gerekli olduğu belirtilmektedir. Herkesin, kendilerini belirli hedeflere götüren önceden belirlenmiş yolları izlemek zorunda bırakılmak yerine kendi seçtikleri açık öğrenme yollarını izleyebilmesi gerektiğine, yani basitçe, eğitim ve öğretim sistemlerinin diğer unsurlardan çok bireysel ihtiyaç ve talepleri dikkate alması gerektiğine işaret edilmektedir.

Yaşam Boyu Öğrenme Biçimleri

Memorandum'a göre yaşam boyu öğrenme üç farklı öğrenme ya da eğitim şeklinde yapılmaktadır:

Örgün eğitim Eğitim ve öğretim kurumlarında gerçekleşir, tanınan yeterliliğe ya da diplomaya götürür.

Yaygın eğitim Eğitim ve öğretim sisteminin içinde örgün eğitime paralel olarak yer alır, genellikle resmî bir belgeye götürmez. Bu eğitim sivil toplum örgütleri işçi örgütleri vs. yoluyla verilebileceği gibi örgün eğitim örgütleri tarafından tamamlayıcı olarak ta verilebilir.

İnformal eğitim Doğal olarak günlük hayatı izler. Örgün ve yaygın eğitimde olduğu gibi amaçlanmış bir eğitim olmak zorunda değildir. Bu nedenle bireylerin kendileri tarafından bile bu yolla edinilen bilgi ve becerilerin kendi bilgi ve becerilerine katkısı tanınmayabilir.

Örgün eğitimin, politikaların ve eğitim ve öğretim yollarının belirlenmesinde etkili olduğu, yaşam boyu öğrenmenin sürekliliği yaygın ve informal eğitimi daha net bir biçimde resme yerleştirdiği, yaygın eğitimin tanımı itibariyle okulun, üniversitenin ve eğitim merkezlerinin dışında meydana geldiği, genellikle gerçek bir öğrenme olarak görülmediği ve çıktılarının iş piyasasında değerinin olmadığı, bu nedenle yaygın eğitimin hafife alındığı belirtilmektedir.

İnformal eğitimin bütünüyle ihmal edildiği, informal bağlamların çok büyük öğrenme imkânları sağladığı, öğretme ve öğrenme yöntemlerinin yenilenmesinde önemli bir kaynak oluşturduğu belirtilmektedir.

Yaşam boyu öğrenmenin, sürekli ya da aralıklı, dikkati zamana çektiği, yeni gündeme getirilen bir terim olan yaşam genişliği öğrenmenin de resmi daha da zenginleştirmekte ve dikkati öğrenmenin dağılımına çektiği ifade edildikten sonra bu eğitimin yaşamın her basamağında yaşanan her şeyle birlikte meydana geldiği belirtilmektedir. Yaşam genişliği öğrenmenin örgün, yaygın ve informal eğitimin tamamlayıcılığını daha keskin bir şekilde ortaya koyduğu, faydalı ve zevkli bir öğrenmenin aile içinde, boş zamanlarda, toplum içinde ve günlük yaşamda meydana geldiği hatırlatılmakta,. yaşam genişliğinde öğrenmenin, öğretme ve öğrenmenin roller ve etkinlikler olduğunu, bunların farklı zamanlarda ve yerlerde değişebileceğini ve yer değiştirebileceğinin fark edilmesini sağladığı belirtilmektedir.

Yaşam boyu öğrenme farklı millî bağlamlarda farklı amaçlar için çeşitli şekillerde tanımlandığı, eldeki mevcut tanımların oldukça informal ve pragmatik olduğu, kavramsal açıklık ya da yasal terimlerden çok hareketle daha yakından ilişkilendirildiğine dikkat çekilmektedir. 1990'ların yapısal işsizliğinin en çok nitelikli en fakiri vurduğuna işaret edilerek, hızla yaşlanan Avrupa nüfusu nedeniyle güncel bilgi ve beceri ihtiyacının geçmişte olduğu gibi yenilerin iş piyasasına girmesi ile karşılanamayacağı, çünkü yeni girecek gençlerin sayısının az teknolojik değişimin de çok hızlı olduğu ifade edilmektedir.

Eğitim ve öğretim insanların girme, sürdürme ve ilerleme şanslarını etkilemede her zamankinden daha önemli hale geldiği, başarılı bir eğitim ve öğretimin en kesin sonucunun istihdam olduğu fakat sosyal hayata katılabilmenin ücret almadan daha önemli olduğu belirtildikten sonra öğrenmenin bireyin istihdam statüsü ve geleceğinden ayrı olarak tatminkar ve üretici bir yaşamın inşası için kapıları açacağına işaret edilmektedir.

Yöntemler

Her ne kadar Üye Ülkelerin çoğu tarafından uygun ve kapsamlı stratejiler geliştirilmemiş olmakla birlikte çeşitli ortaklıklar şeklinde çalışmanın, yaşam boyu öğrenmeyi uygulamaya koymada önemli bir vasıta olduğu konusunda ortak bir görüşe sahip oldukları, bu ortaklıklar bakanlıklar ile kamu otoritelerini koordineli politika geliştirmeyi de içerebileceği, sonra da Sosyal Tarafları kamu-özel inisiyatiflerle birlikte sistemli bir biçimde geliştirme ve uygulama süreçlerine katabilecekleri belirtilmektedir. Ortaklıkların, her şeyin ötesinde, hizmet sunanlardan vatandaşlara en yakın olanlar ve yerel toplumların belirli ihtiyaçlarına daha iyi adapte olan yerel ve bölgesel kurumlar ve sivil toplum örgütlerinin aktif katılımı ile daha da gelişebileceği, Avrupa Topluluğu eğitim, öğretim ve gençlik programlarının, kendi paylarına düşen kısımda, milletler arası işbirliğini, ortaklıkları ve iyi geliştirilmiş uygulamaların değişimini desteklemedeki değerlerini kanıtladıkları ifade edilmektedir.

Yaşam boyu ve yaşam genişliği öğrenmenin sürekliliğinin bir başka anlamının da eğitim ve öğretim sisteminin farklı alan ve düzeylerinde yaygın eğitim de dahil birbirleri ile yakın bir işbirliği içinde çalışması olduğu, birlikte etkili çalışma ile kastedilenin mevcut sistemde yer alan parçalar arasındaki köprü ve geçişler inşa etmenin ötesinde bir şeyler yapmak olduğu tespiti yapılmaktadır. Birey merkezli bir yaşam boyu öğrenme fırsatı yaratmanın, birbirleri ile ilişkileri olmayan öngörülen yapılar arasındaki kademeli geçiş vizyonunu gündeme getirdiği, üniversitelerin geleceği ile ilgili Üye Ülkeler arasındaki mevcut tartışmaların bu vizyonun pratik sonuçlarının kavranmaya başladığını gösteren iyi bir örnek olduğuna dikkat çekilmekte, daha yeni ve geniş kitlelere üniversite açma çalışmalarının yükseköğretim kurumlarının, sadece içten değil fakat diğer öğrenme sistemleri ile ilişkilerinde de, değişmeden gerçekleştirilemeyeceği ifade edilmektedir. Kademeli geçiş vizyonunun örgün, yaygın ve informal eğitimin tamamlayıcılığını kabul etmek ve üç farklı eğitim arasında açık fırsat ve tanınma ağlarının geliştirilmesi olduğu belirtilmektedir.

Yaşam Boyu Öğrenmenin Hayata Geçirilmesi

Yaşam boyu öğrenmenin hayata geçirilebilmesi için memorandumda altı amaç belirlenmekte ve bu amaçları gerçekleştirebilmek için gerekli olan araçlara işaret edilmektedir. Bu araçlar, ilgili amaçlara işaret edildikten sonra sırasıyla tanıtılmaktadır.

1. Herkes için yeni temel beceriler

Herkes için yeni temel beceriler geliştirmenin amacı bilgi toplumuna sürdürülebilir bir katılım için ihtiyaç duyulan becerilerin kazanılması ve yenilenmesi için öğrenmeye evrensel ve sürekli erişimi garanti etmektir. Bu 21. yüzyıl Avrupa'sında etkin vatandaşlık ve istihdam edilebilirlik için gerekli bir temel olarak görülmektedir. Ekonomik ve sosyal değişme, herkesin asgari şart olarak sahip olması gereken, iş yaşamına, aile yaşamına ve yerelden Avrupa'ya toplum yaşamına her düzeyde katılımına imkân veren temel becerilerin profilini değiştirmekte ve iyileştirmektedir. Lizbon Avrupa Konseyi sonuçlarında sıralanan yeni temel beceriler bilgi teknolojileri, yabancı diller, teknoloji kültürü, müteşebbislik ve sosyal becerilerdir. Bu liste okur yazarlık ve sayıların kullanılması gibi geleneksel becerilerin artık önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Fakat unutulmaması gereken, bu listenin bir dersler ve disiplinler listesi olmadığıdır. Bunlar geniş olarak tanımlanan bilgi ve yeterlilik alanlarını belirtmektedir. Bu yeterlilik alanlarının her biri disiplinler arasıdır. Genel, meslekî ve sosyal beceriler artan bir şekilde içerik ve fonksiyon bakımından birbirinin üstüne binmektedir.

Bu Memorandumda yeni temel becerilerin, bilgi toplumuna ve ekonomisine etkin katılım için yani iş piyasasında, çalışmada, gerçek zaman ve sanal toplumlarda ve demokraside birey olarak, uyumlu bir vatandaş kimliği ile ve bu yönde, etkin katılım için gerekli olduğu belirtilmektedir. Bu becerilerin bazılarının, örneğin sayısal okuryazarlığın, oldukça yeni fakat diğer bazılarının örneğin yabancı dillerin bir çok insan için eskisine göre daha önemli bir hale gelmekte olduğu, kendine güven ve kendi kendini yönlendirme ve risk alma gibi sosyal becerilerin öneminin daha çok artmakta olduğu, çünkü insanların eskiye göre çok daha fazla kendi başına davranabilmesinin beklenildiğine işaret edilmektedir. Müteşebbislik becerilerinin bireysel iş performansını iyileştirme ve işletme etkinliklerini çeşitlendirme kapasitelerini serbest kıldığı, hem mevcut işletmelerde hem de kendi kendini istihdamda iş yaratmaya katkıda bulunduğu, öğrenmeyi öğrenme, değişime ayak uydurma ve büyük bilgi akışına anlam vermenin herkesin sahip olması gereken kapsamlı beceriler olduğu belirtilmekte, işverenlerin öğrenme yeteneğini, yeni becerileri hızla kazanmayı ve yeni iddialara ve durumlara ayak uydurmayı giderek daha fazla talep ettikleri tespiti yapılmaktadır.

Bu temel becerileri etkili bir şekilde kullanmanın herkes için önemli fakat yaşam boyu öğrenme sürekliliği içinde sadece bir başlangıç olduğu belirtilmekte, Bugünün iş piyasalarının beceri, nitelik ve deneyim profillerinin sürekli değişmesini talep ettikleri, özellikle bilgi ve iletişim teknolojisindeki beceri boşluklarının ve uyumsuzluklarının belirli bölgelerde, endüstriyel alanlarda ve dezavantajlı sosyal gruplarda artan işsizlik oranlarının önemli bir sebebi olarak görüldüğüne işaret edilmektedir. Hangi sebeple olursa olsun ilişkili temel beceriler eşiğini aşamamış bireylere bu eşiği aşmaları için sürekli imkânlar ve fırsatların sunulması, Üye Ülkelerin giriş, ileri ya da yetişkin eğitim ve öğretim sistemleri her bir bireyin kabul edilen beceri eşiğine mümkün olduğu kadar ulaşması, güncellemesi ve sürdürmesinden sorumlu tutulması tavsiye edilmektedir.

2. İnsan kaynaklarına daha fazla yatırım

İnsan kaynaklarına daha fazla yatırım yapmanın amacı Avrupa'nın en önemli değeri olarak görülen insana öncelik verebilmek için insan kaynaklarına yapılan yatırımı gözle görülebilir düzeylere çıkartmaktır. Lizbon Avrupa Konseyi kararlarında insan kaynaklarına yıllık yatırım miktarının artırılması ile ilgili açık hükümlerin mevcut olduğuna ve İstihdam Anahatlarının 13, 14 ve 16. maddeleri Üye Ülkeleri bu doğrultuda hedefler belirlemeye davet ettiğine dikkat çekilmekte, bunun anlamının mevcut yatırım düzeyinin beceri havuzunun yenilenmesini güvence altına almak için yetersizliği değil fakat yatırım kapsamında yer alanları yeniden düşünme ihtiyacına işaret etmek olduğu belirtilmektedir. Çünkü Üye Ülkelerin vergi rejimleri, muhasebe standartları, işletme raporları ve kapanış işlemleri farklılık göstermektedir. Bu nedenle eşitlik esasına dayalı olarak insan kaynaklarına işletme yatırımlarının yapılması ile ilgili tek bir çözümden söz edilemeyeceği, topluluğun hareketine rehberlik eden ilkenin çeşitliliğe saygı olduğu ilkesi vurgulanmakta, bir adım ötesi Sosyal Tarafların yaşam boyu öğrenme konusunda bir çerçeve oluşturması, hedefler belirlemesi ve gelişme gösteren firmalara Avrupa çapında bir ödülünün verilmesi tavsiye edilmektedir. Aynı derecede önemli olan bir başka hususun da insan kaynaklarına yapılan yatırımın daha saydam olması ihtiyacı olduğu tespiti yapılmaktadır.

Bireysel düzeyde teşvik tedbirlerinin daha kapsamlı bir biçimde geliştirilmesi tavsiye edilmektedir. Bireysel öğrenme ile kastedilen insanların kendi öğrenmelerinin maliyetleri için özel tasarruflar yoluyla katkıda bulunmaya teşvik edilmesi kamu ve özel fon kaynaklarından yararlanırken ya da destek bağışları alırken eşleştirmeyi daha cazip hale getirmektir. İşletmelerin çalışanlarına kendi seçtikleri şekilde öğrenmelerini sağlamaları için bir miktar zaman ya da para vermesi, bazı Üye Ülkelerde çalışanların ve işsizlerin finansmanına yardım edilen eğitim izinleri konusunda anlaşmaya varılmış olması ve eğitim imkânlarının bir hak olarak görülmesi, bazı işletmelerin de ana babalık izinleri sırasında ya da işe başlamadan önce çalışanlarının beceri geliştirme kurslarına gitmelerine imkân sağlamaları yapılan önemli tespitlerdendir. İşyerinde yapılan eğitimler iş ile ilgili eğitimler bakımından 35 yaş üstündekilerin sayısı gelecek on yıl içinde artacağı için stratejik bir önem kazanacağına da dikkat çekilmektedir. Sürekli eğitim ve öğretimde yaşlı işçilerin, en çok ta daha düşük nitelikli ve düşük düzeyli işlerde çalışan işçilerin sayısının keskin bir biçimde düşmekte olduğu da belirtilmektedir.

İşverenlerin sadece aile ilişkileri nedeniyle değil başka çalışmalar nedeniyle de yarı zamanlı sözleşmeler yapma eğilimine girdikleri belirtilerek Sosyal Tarafların çalışanların öğrenmesinin ortak finansmanında ve esnek çalışma saatlerinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynayacaklarına işaret edilmekte, insan kaynaklarına yatırım yapmanın, ilgililerin çalışanların öğrenme çıktılarını daha geniş bir aralıkta görebilmesini sağlamak için insanların ömür boyu dosyalarını düzenlemelerine de imkân vereceği belirtilmektedir.

Üye ülkelerde, endüstrilerde, meslek alanlarında, ya da tek tek işletmelerde alınan özel tedbirler ne olursa olsun, önemli olan hususun insan kaynaklarına yapılan yatırımı arttırma paylaşılan sorumluluklar ve yaşam boyu öğrenmede katılım için saydam ortak finansman düzenlemelerine yönelik bir kültüre doğru yönelmeyi gerektirdiği belirtilmektedir.

3. Öğretme ve Öğrenmede Yenilik

Yaşam boyu ve yaşam genişliği öğrenmenin sürekliliği için etkili öğretme ve öğrenme yöntemleri ve bağlamlarının geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bilgi Çağına girerken öğrenmenin ne olduğu, nasıl ve nerede meydana geldiği, amaçlarının neler olduğu değişmekte olduğu, beklenen şeyin, öğretme ve öğrenme yöntemlerinin ve bağlamlarının sadece bireylerin değil çok kültürlü Avrupa toplumlarında belirli ilgi gruplarının çok çeşitli ilgi, ihtiyaç ve taleplerine de cevap verebilmesi olduğudur. Bunun anlamı sektörler ve düzeyler arasında geçirgen sınırları olan kullanıcı yönelimli öğrenme sistemlerine doğru ciddî bir kayış olarak açıklanmakta, bireyleri etkin öğreniciler haline getirmenin hem mevcut uygulamaları iyileştirme hem de bilgi ve iletişim teknolojilerinin sunduğu fırsatlardan ve öğrenme bağlamlarının tüm yelpazesinden yararlanmak için yeni ve çeşitli yaklaşımları geliştirme anlamına geldiğine işaret edilmektedir.

Öğrenme deneyiminin kalitesinin ve çıktısının öğrenicilerin kendi gözlerinde bir mihenk taşı olduğu tespiti yapıldıktan sonra, öğrenci olarak vatandaşa en yakın ve öğrenme ihtiyaçlarına ve süreçlerinin çeşitliliğe en vakıf, alandaki profesyonellerin etkin katılımı olmaksızın küçük etkili bir değişikliğin ve yeniliğin zor gerçekleşebileceği belirtilmektedir. Bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı öğrenme teknolojilerinin, her ne kadar uygulamadaki eğitimcilerin tam etkili olması için bunların gerçek zaman bağlamlarında ve öğretmenler ve öğrenciler arasındaki ilişkiler içine yerleştirilmiş olması gerektiği konusunda ısrar ediyor olsalar da, öğretme ve öğrenme yöntemlerinde yenilikler için büyük bir potansiyel sundukları tespiti yapılmaktadır..

Yeni yöntemlerin, öğrencilerine uzaklık ve zaman bakımından farklılık gösteren öğretmen ve rehber öğretmenlerin (tutor) değişen rollerini de dikkate alması gerektiğine işaret edilmekte, mevcut eğitim ve öğretim sistemlerinin çoğunun, son yarım yüzyıldır bir kimsenin yaşamının planlanması ve organizasyonunun yapılmasında bir değişme olmamış gibi hala geleneksel yönteme göre öğretim yapıldığı belirtilmektedir. Öğrenme sistemlerinin insanların yaşadığı ve yaşamını öğrendiği yolları dikkate alması gerektiğine ve cinsiyetler arasındaki eşitlik ve Üçüncü Çağ vatandaşlığın ancak böyle sağlanabileceğine işaret edilmektedir. Öğrenme bir sosyal süreç olduğuna göre verimli bir kendi kendine öğrenmenin nasıl yapılabildiği, yaşlı vatandaşların en iyi nasıl öğrendiği, özürlülerin entegrasyonunu sağlamak için öğrenme ortamlarının nasıl adapte edileceği ya da karışık yaş öğrenme gruplarının potansiyelinin bilişsel mi, uygulamalı mı yoksa sosyal beceriler mi olduğu hakkında bilinen ve paylaşılanların çok az olduğu tespiti yapılmaktadır.

Öğrenme ve öğretme yöntemlerinin ve bağlamlarının kalitesini iyileştirmek Üye Ülkeler tarafından örgün ve yaygın öğrenme ortamlarında çalışanların becerilerini adapte etmek, güncelleştirmek ve sürdürmek için ciddî yatırımlar yapmaları anlamına geldiği, çalışanların ücretli profesyoneller ya da gönüllüler ya da öğretme etkinlikleri ikinci ya da yardımcı fonksiyonu olan kimseler olabileceği tespiti yapıldıktan sonra eğitim ve öğretim uygulamacılarının çok çeşitli kurumlarda ve çok çeşitli öğrencilerle çalıştıkları ve çoğunlukla bu kimselerin yaptığı öğretme ve öğrenmenin kendileri tarafından bile tanınmadığı belirtilmektedir.

Gelecek yıllarda öğretmenlik mesleğinin değişime uğrayacağı, öğretmen ve eğiticilerin, rehber, öğretmen rehberi (akıl hocası) ya da arabulucu olacakları, en önemli rollerinin, kendi öğrenme sorumluluklarını alabilmeleri için öğrenicilerine mümkün olduğu kadar çok destek vermek ve onlara yardımcı olmak olacağı, açık ve katılımcı öğrenmeyi ve öğrenme yöntemlerini geliştirmek ve uygulamak için kapasite ve güvenin örgün ve yaygın öğrenme ortamlarındaki eğitici ve öğreticiler için gerekli profesyonel beceriler olacağı, etkin öğrenmenin, öğrenme için motivasyonu, kritik karar verme kapasitesini ve nasıl öğreneceğini bilme becerisini öngörülmektedir.

4. Öğrenmeye Değer Verme

Özellikle yaygın eğitim ve informal eğitimde öğrenmeye katılma ve çıktıların anlaşılmasının ve takdir edilmesinin yollarının geliştirilmesi temel amaçtır. Bilgi ekonomisinde insan kaynaklarını tam olarak geliştirme ve kullanmanın rekabeti sürdürmenin temel şartı olduğu, bu bağlamda diplomalar, belgeler ve niteliklerin iş piyasasında ve işletmelerde işverenin ve bireylerin referans noktaları olduğu ifade edilmekte, işverenler tarafından nitelikli işgücüne artan talep ve bireylerin işi kazanma ve istihdamı korumalarındaki artan rekabeti tanınan öğrenme için her zamankinden daha fazla talebi artırmakta olduğu tespiti yapılmaktadır. Millî belgelendirme sistemlerini ve uygulamalarının yeni ekonomik ve sosyal şartlar için en iyi nasıl modernize edileceği Birliğin her yerinde önemli bir politika ve profesyonel konu haline geldiğine işaret edilmektedir.

Eğitim ve öğretim sistemlerinin bireylere, işverenlere ve bir bütün hâlinde topluma bir hizmet sunduğu, sunulan hizmetin kalitesinin ayrılmaz bir parçası öğrenmenin gözle görülür ve uygun bir şekilde tanınması olduğu, birleşen Avrupa'da açık iş piyasası ve vatandaşların Üye Ülkelerde serbest dolaşma, yaşama, eğitim görme ve çalışma hakkının, bilgi, beceriler ve niteliklerin Birlik içinde daha kolay anlaşılabilir ve daha kolay taşınabilir olmasını gerektirdiği belirtilmekte, saydamlık ve karşılıklı tanıma konularında, özellikle yükseköğretim sektöründe düzenlenmiş profesyonel ve teknik mesleklerde değerli ilerlemeler kaydedildiği belirtilmektedir.

Nüfusun ve iş piyasasının daha geniş bir kısmının faydası için bu alanda daha çok şeyin yapılması gerektiği konusunda geniş bir konsensüs bulunduğu ve hangi biçimde olursa olsun geniş anlamıyla tanımanın geleneksel olmayan öğrencileri motive etmenin en etkili aracı olduğu vurgulanmakta, yaygın eğitimde yenilikçi belgelendirme biçimlerinin, tanıma yelpazesinin genişletilmesinde öğrenicinin türüne bakılmaksızın önemli olduğuna işaret edilmektedir.

Önceki ve deneysel öğrenmelerin akreditasyonu için yüksek kaliteli sistemlerin geliştirilmesi ve çok çeşitli bağlamlarda uygulamasının yüceltilmesi mutlak anlamda gerekli görülmekte, işverenler ve eğitim ve öğretim kurumlarına kabul uzmanlarının bu tür bir belgelendirme sisteminin değeri konusunda ikna edilmesi gerektiğine işaret edilmektedir. Bu akreditasyon sisteminin bireylerin mevcut bilgisini, becerilerini ve uzun sürelerde ve örgün ve yaygın öğretim durumları dahil çeşitli bağlamlarda edindiği deneyimi değerlendireceği ve tanıyacağı, kullanılan yöntemlerin, bireylerin kendi kendilerine farkına varmadıkları fakat sahip oldukları ve işverene sunabilecekleri beceri ve yeterliliklerin ortaya çıkmasına imkân vereceği belirtilmektedir . Bu sürecin, adayın bireysel güvenini ve benlik imajını yükselten etkin katılımını gerektirdiği de vurgulanmaktadır.

5. Rehberlik ve Danışmanlık Hizmetlerinin Yeniden Yapılandırılması

Herkesin hayatları boyunca, Avrupa'nın her yerinde sunulan eğitim imkân ve fırsatları hakkında iyi kalitede bilgi ve tavsiyeye kolayca erişmesi garanti altına alınmaya çalışılması amaçlanmaktadır. Geçmişte eğitim, öğretim ve iş piyasası arasında insanların yaşamları boyunca bir defa geçiş yaptıkları, fakat bugün herkesin yaşamları boyunca birkaç defa daha sonra ne yapmalı konusunda bilgi ve tavsiyeye ihtiyacı olacağı, devam eden bir süreç olarak yaşam projesinin planlanmasının ve uygulanmasının ayrılmaz bir parçası olduğu belirtilmektedir. Seçenekleri tartmanın ve kararlar vermenin kesinlikle ilişkili ve doğru bilgiyi gerektirdiği, profesyonel tavsiyenin bir kimsenin kafasındaki karışıklığın çoğunlukla giderilmesine yardımcı olduğu görüşlerine yer verilmektedir.

Bu bağlamda herkes için sürekli olarak erişilebilir bir rehberlik hizmetini öngören yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğu ve bu yaklaşımın eğitim, meslek ve şahsi rehberlik arasındaki farkın üstesinden gelecek ve yeni insanlara ulaşacak bir yapıda olması gerektiği belirtilmektedir. Bilgi toplumunda yaşama ve çalışmanın, kendi kendilerini motive eden ve kişisel ve meslekî gelişimlerini belirleyen etkin vatandaşları gerektirdiği, bunun da kullanıcıların ihtiyaçlarını ve taleplerini dikkate alan yani arzdan çok talebi dikkate alan bir sistemi öngördüğü vurgusu yapılmaktadır.

6. Öğrenmeyi Yuvaya Yakınlaştırmak

Yaşam boyu öğrenme fırsatları öğrenicinin mümkün olduğu kadar yakınında, kendi topluluğu içinde ve nerede mümkünse orada bilgi ve iletişim teknolojileri ile desteklenerek sunulması amaçlanmaktadır. Bölgesel ve yerel yönetimlerin son yıllarda karar vermede ve hizmetlerin sunulmasında artan bir şekilde etkili oldukları, eğitim ve öğretimin öngörüsünün de bu genel eğilim içinde çoğu kimse için erken çocukluktan ileri yaşlara kadar yerel düzeyde gerçekleştiği belirtilmektedir. Yerel ve bölgesel otoritelerin çocuk bakımı, ulaşım ve sosyal refah hizmetleri dahil yaşam boyu öğrenmeye erişim için altyapı sundukları, bölgesel ve yerel otoritelerin yaşam boyu öğrenmeyi desteklemek için kaynakları harekete geçirmesi gerekli olduğu, sivil toplum örgütlerinin ve derneklerin en güçlü köklerinin yerel düzeyde olduğu ve parçası oldukları toplumun bilgi ve deneyimleri için geniş depoları oluşturdukları tespiti yapılmaktadır...

Kültürel çeşitliliğin Avrupa'nın belirleyici özelliği olduğu belirtildikten sonra, bazı özel yerelliklerin, farklı karakteristiklere ve problemlere sahip olsa da, yer ve kimlik bakımından çok öznel bir özelliği paylaştıkları, insanların yerel toplumunun bilinen özellikleri ve bölgenin güven verdiği ve sosyal ağlar sağladığı belirtilmekte bu kaynakların öğrenme ve destekleyici olumlu öğrenme çıktıları için anlam yüklemede önemli olduğuna işaret edilmektedir.

Çeşitli ve yerinde erişilebilir yaşam boyu öğrenme fırsatlarının insanların eğitim ve öğretim görmek için kendi yerlerinden ayrılmaya zorlanmadan bu eğitime ulaşmalarına imkân verdiği, bu insanların istediklerinde bunun tersini yapmaya haklarının olduğu ve bazı hâllerde daha olumlu bir deneyim de sağladığı belirtilmektedir. Bazı grupların örneğin özürlülerin fiziksel bakımdan hareketli olmalarının mümkün olmayabileceği, bu gibi durumlarda öğrenmeye eşit erişimin ancak öğrenmenin öğrencinin ayağına getirilmesi ile mümkün olacağı, bilgi ve iletişim teknolojilerinin dağılmış ve izole olmuş insanlar açısından, sadece öğrenme için değil aynı zamanda topluluğun kimliğini uzak mesafelerde sürdürmek için iletişimde, maliyeti düşük büyük potansiyeller sağlayacağına işaret edilmektedir.

Yoğun bir nüfus yapısına sahip kentsel alanlar yaşam boyu öğrenmeyi yerel ve bölgesel yeniden üretim için kullanarak çoklu ortaklıkları çeşitlilik anlamında birleştirdikleri, değişen grupların ve fikirlerin düzenli buluşma yeri olarak kentlerin yenilik ve tartışma için bir mıknatıs görevi gördüğü, kentsel ortamların günlük sokak yaşamından çok hızlı işletmelere kadar hem genç hem de yetişkinler için her türlü öğrenme imkânlarını bünyelerinde barındırdıkları fakat köy, kasaba ve küçük şehirlerin de ortak toplumlarla çok çeşitli temas imkânına sahip oldukları tespiti yapılmaktadır.

Türkiye'de Durum Eğitim

Türkiye'nin eğitim istatistiklerine bakıldığı zaman 2003 yılı itibariyle yetişkinlerin okur –yazarlık oranının toplamda yüzde 88,3 olduğu, erkeklerde bu oranın yüzde 95,7'ye yükseldiği fakat kadınlarda oranın yüzde 81,1'de kaldığı görülmektedir (DİE, 2003). Bu okur – yazarlık eğitim kampanyalarının bir süre daha devam edeceğine işaret etmektedir.

Ulusal Eğitime Destek Kampanyasının hamiliğini yapan Cumhurbaşkanının sayın eşi Semra Sezer, Türkiye'de okula hiç gitmemiş, okuma-yazma öğrenememiş ya da çeşitli nedenlerle öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalmış çok sayıda yurttaşımızın bulunduğuna işaret ederek bu yurttaşlarımızın okuma-yazma becerilerini, toplumumuzun beklentilerine yanıt verebilecek düzeyde geliştirmelerini sağlayan programların yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığını belirtmekte, okuma-yazma bilmeyenlerin çoğunluğunun kadın olmasının, çocuklarının gelişim sürecindeki gereksinimlerini karşılayarak, onları geleceğe hazırlama sorumluluğu bulunan kadınlarımızın görevlerini yeterince yapmalarına engel olduğunu, toplumumuzdaki okur-yazar oranının yükselmesinde, yetişkin eğitiminin ayrı bir yeri ve önemi olduğunu ifade etmektedir (Sezer, 2005).

İlköğretimdeki toplam öğrenci sayısı 10,565,389'dur. İlköğretim okullarında net okullaşma oranı toplamda yüzde 91,95'tir. Erkeklerde bu oran yüzde 93,57 kızlarda ise yüzde 90,21'dir. Görüldüğü gibi hâlâ çeşitli nedenlerle okula gitmeyen ya da gidemeyen erkeklerde yüzde 7 kızlarda ise yüzde 10'luk bir kesim bulunmaktadır (DİE, 2003). Okula gitmeyen kızların oranının fazlalığı “Haydi Kızlar Okula” kampanyasının nedenlerini de ortaya koymaktadır. Ancak hem kızlarda hem erkeklerde ciddî bir okullaşma sorunu olduğu açıkça görülmektedir.

Ortaöğretim düzeyinde net okullaşma oranı toplamda yüzde 46,41'dir. Erkeklerde bu oran yüzde 51,24 kızlarda ise yüzde 42,41'dir. Buradan ortaöğretim düzeyindeki öğrencilerin yaklaşık yüzde 50'sinin okula gitmediği, bu oranın kızlarda yüzde 58'lere çıktığı, erkeklerde ise yüzde 49 civarında olduğu görülmektedir(DİE, 2003). Gelişmiş ülkelerde ortaöğretimde okullaşmanın tam ya da tama yakın olduğu düşünüldüğünde büyük hedefleri olan Türkiye'nin bu konuda önemli bir sorunu olduğu görülmektedir. Ortaöğretimdeki toplam öğrenci sayısı 3,039,449'dur. Bu öğrencilerin 1,937,055'i genel eğitimde, 1,102,394'ü meslekî ve teknik eğitimdedir (DİE, 2003). Genel eğitimde okuyanların sayısının fazlalığı bunların önemli bir kısmının yükseköğretime gidemeyeceği düşünüldüğünde ciddî bir meslek eğitimi ihtiyacı içinde olacağını göstermektedir.

Yükseköğretimde okullaşma oranı 2001 yılı itibariyle dört yıllık fakültelerde yüzde 17,9 ve açıköğretim dahil edildiğinde bu oran yüzde 27,7'ye çıkmaktadır (YÖK, 2005). 2005 yılı itibariyle bu oranın biraz daha yükseldiği dikkate alındığında bile yükseköğretim çağında olup ta bu imkândan yararlanamayan öğrenci oranı yüzde 70'lerdedir. Yükseköğretimde 2004-2005 öğretim yılı itibariyle 2,073,428 öğrenci okumaktadır (YÖK, 2005).

Ortaöğretimden yükseköğretime geçişte meslekî ve teknik lise mezunlarının alanlarının (!) dışındaki bir fakülteye girmesini engellemek için uygulanan katsayı engeli bu okullardaki öğrenci sayısında ciddî düşüşlere sebep olmuş, adeta kalkınma plan hedeflerini tersine döndürmüştür. Bu durum meslekî ve teknik ortaöğretimin kalitesinin düşeceğini göstermektedir.

Tüm öğretim kademeleri arasında dikey ve yatay geçişler yeteri kadar esnek değildir. Kontenjanlar sınırlıdır. Bu durum sosyal taleplerin karşılanmasında ciddî sorunlara sebep olmaktadır. Kategorik ayırımlar kurumlar ve sosyal katmanlar arasında çatışmalara neden olmaktadır.

Sunulan yaygın eğitim hizmetlerine bakıldığı zaman 2003-2004 öğretim yılı sonu itibariyle toplam 3,451,515 kişinin eğitimden geçirildiği belirtilmektedir. Bu kursiyerlerin 1,843,712'si özel öğretim kurumlarında, 1,126,103'ü de halk eğitim merkezlerinde eğitilmiştir. Bunları sırasıyla meslek eğitim merkezleri 333,255 kursiyerle, pratik kız sanat okulları 88,336 kursiyerle ve 3308 sayılı yasa kapsamında açılan meslek kursları da 48,619 kursiyerle izlemektedir (MEB, 2004). Burada kursların hangi alanda olduğu, ne kadar sürdüğü ve niteliğinin ne olduğu konusunda bilgi bulunmamakla birlikte çeşitli kurumlar marifetiyle bu kurumların yapı ve niteliklerine uygun bir yaygın eğitim hizmetinin verildiği söylenebilir.

Yabancı dil eğitimi, çok önem verilmesine, Anadolu liseleri, Süper liseler, özel liseler gibi yabancı dil ağırlıklı öğretim yapan liselerin açılmasına ve öğrencilerin dil öğretimini garanti etmek için ek bir hazırlık sınıfı konulmasına rağmen Türk eğitim sisteminin başarılı olduğu bir alan değildir. Örgün ve yaygın eğitim kurumlarında adeta sadece İngilizce eğitimi yapılmaktadır. Birkaç sınırlı okulun dışında diğer dillerin öğretimi yapılmamaktadır. İngilizce öğretmeni en zor bulunan öğretmen türüdür. Öğretmen ihtiyacını karşılayabilmek için bulunan herkes atanmakta, öğretmenlerdeki nitelik düşüklüğü de KPSS puanlarının düşüklüğü şeklinde kendisini göstermektedir.Üniversitelerin önemli bir kısmında da öğretim İngilizce dilinde yapılmaktadır. Bütün bu çabalara ve Türkçe'den fedakarlığa karşın yabancı dil öğretiminde alınan mesafenin yeterli olduğu söylenemez. Yabancı dilde öğretim yerine yabancı dil öğretimi esas alınmalı ve diğer Avrupa dillerinden bazılarının öğrenilebilmesi için daha geniş yaygın eğitim imkânları sunulmalıdır.

İstihdam

15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun 50,585,000 kişi olduğu, bunun 25,087,000'inin erkek, 25,498,000'inin kadın olduğu görülmektedir. 25.07.2005 Hane halkı anketi sonuçlarına göre 21,993,000 kişinin istihdam edildiği bunlardan 16,198,000'inin erkek, 5,794,000'inin kadın olduğu görülmektedir. Buna göre toplam istihdam istihdam edilebilir nüfusun yüzde 43,5'ini oluşturmakta, erkeklerde istihdam oranı yüzde 64,6 olurken kadınlarda bu oran yüzde 22,7'de kalmaktadır. İşsizlik oranlarına bakıldığında toplam 2,439,000 işsiz bulunduğu, bunların 1,849,000'inin erkek,590,000'inin de kadın olduğu görülmektedir. İşsizlik oranları da sırasıyla toplamda yüzde 10,0, erkeklerde yüzde 10,2 ve kadınlarda yüzde 9,2'dir (DİE, 2005). Yüzde 10'luk bir işsizlik olduğu ve bu insanların istihdam edilebilmesi için uygun bir eğitimden geçirilmeleri gerektiği görülmektedir.

Mart 2005 itibariyle iş gücüne katılma oranı toplam yüzde 47,1 işsizlik oranı da yüzde 10,9'dur. Okur yazarların işgücüne katılma oranı yüzde 20,9 ile en düşük yüksekokul ve fakülte mezunlarının ise yüzde 79,4 ile en yüksektir. Lise altı eğitimlilerin işgücüne katılma oranı yüzde 46,0 ve lise ve dengi meslek okulu mezunlarının işgücüne katılma oranı ise yüzde 26,7'dir. Görülüyor ki eğitim düzeyi yükseldikçe işgücüne katılma oranı artmaktadır. Aynı dönemde işsizlik oranlarına bakıldığı zaman en düşük işsizlik oranının yüzde 4,3 ile okur-yazar olmayanlarda, en yüksek işsizlik oranının da yüzde 14,9 ile lise ve dengi okul mezunlarında olduğu görülmektedir. Bu rakamlara bakarak genel lise mezunlarının belirli bir meslekî eğitime sahip olmadıkları için istihdamda zorlandıkları söylenebilir. Yüksekokul ve fakülte mezunlarında işsizlik oranı yüzde 9,5 lise altı eğitimlilerde ise bu oran yüzde 10,4'tür (DİE. 2005).

İşgücüne katılma oranı ve işsizlik oranları kadınlarda ve erkeklerde farklı bir seyir takip etmektedir. Erkeklerin işgücüne katılma oranı yüzde 70,8 kadınların işgücüne katılma oranı ise 23,7'dir. Okur-yazar erkeklerin işgücüne katılma oranı 40,9 iken lise altında bu oran yüzde 70,1, lise ve dengi okul mezunlarında yüzde 73,0 yüksekokul ve fakültelerde ise yüzde 85,5'tur. Kadınların işgücüne katılma oranları toplamda 23,7'dir. Yüksekokul ve fakülte mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 69,4 olmakla birlikte, öğretim kademeleri geriye doğru gidildikçe bur oran sırasıyla yüzde 30,6, yüzde 20,7 ve yüzde 16,9 şeklinde bir düşüş göstermektedir. Öğretim düzeyleri bakımından erkeklerin işsizlik oranları arasında çok anlamlı farklılıklar gözlenmezken, kadınların işsizlik oranlarında ciddî farklılıklar gözlenmektedir. Okur- yazar kadınların işsizlik oranı yüzde 1,7'de kalırken lise altı eğitimlilerde bu oran yüzde 7,0, yükseköğretimde 13,3'tür. Yüksekokul ve fakülte mezunu kadınların işsizlik oranı yüzde 25'tir.

Öğretim düzeyi arttıkça istihdama katılma oranının artması eğitimin değerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye'deki sosyal ve ekonomik yaşamın dinamikliği dikkate alındığında istihdam edilen ve işsiz kalan kadın erkek bütün bireylerin zaman içinde ortaya çıkacak yeni durumlara ayak uydurabilmesi için eğitim görmeleri gerekmektedir. Türkiye'de ciddî bir iç göç yaşanmakta, belirli kentlerin nüfusu diğerlerine oranla kat kat fazla artmaktadır. Göç eden insanların yeni yapıya uyum sağlamaları, orada iş bulmaları ve yaşamlarını sürdürmeleri için ciddî bir eğitim almaları gerekmektedir. Türkiye coğrafya olarak oldukça büyüktür ve farklı büyüklükteki yerleşim yerlerinin bu coğrafyaya dağıldığı düşünüldüğünde bu eğitimin mutlaka bilgi ve teknolojinin imkânlarından yararlanılarak verilmesi gerektiği açıktır. Hantal kamu işletmelerinin daha verimli bir şekilde mal ve hizmet üretebilmeleri için özelleştirilmesi, bazı iş yerlerinin de çeşitli nedenlerle batması ya da başka işletmelere dönüştürülmesi yeni işsizlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Türkiye'nin büyük nüfusu içinde işsizlik oranları büyük nüfusa tekabül etmektedir. İşsizlerin istihdam edilebilmesi için yeni eğitimler almaları bir zorunluluktur. Bu kadar çok ve çeşitli alanlardan, farklı eğitim düzeyindeki kadın ve erkeğin hem mevcut ihtiyaçlarını karşılamak hem de zaman içinde ortaya çıkacak eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için yerinde sunulan uygun bir yaşam boyu eğitimi gerekli kılmaktadır.

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, dünya çapında bir işgücünün ekonomideki bugüne kadar olduğundan daha hızlı teknolojik ve organizasyonel değişimlere hakim olabilmesi için sürekli öğrenme sürecinde olması gerekli olduğunu belirtmekte ancak, Lizbon Stratejisi'nin ortaya konulmasından bu yana, yaşam boyu öğrenme faaliyetlerine katılan nüfus oranındaki artış oldukça düşük kaldığını belirtmektedir. Ulusal düzeyde dil eğitimi, bilgi teknolojisi ve girişimcilik kültürü üzerine öğrenme programlarının geliştirilmesini, kapsamlı yaşam boyu stratejilerinin uygulanması, vergi teşvikleri yoluyla meslekî yeterlilik gelişimine yatırımın desteklenmesini, AB düzeyinde de sınır ötesi şeffaflığın geliştirilmesini önermektedir (TİSK, 2005).

TİSK, meslekî eğitim sisteminin, ekonominin ve işgücü piyasasının ihtiyaçlarına cevap veremediğini, eğitim-istihdam bağlantısının kurulamamasının işsizlikle mücadeleyi engellediğini, bu bağlantının işletme ihtiyaçları tarafından yönlendirilmesi gerektiğini belirtmekte, eğitim kurumları ile girişimciler arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve belirli becerilere sahip işçilere ihtiyacı olan girişimciler ile bu girişimcilere nitelikli işgücünü sağlayan kurumlara arasında daha yakın ilişkilerin kurulmasının sağlanması, Meslek Standartları Kurumu Kanun Tasarısı en kısa zamanda yasalaştırılması, Sosyal Tarafların meslekî eğitimin geliştirilmesinde işbirliği yapması ve eğitim alanındaki ortak girişimlerinin teşvik edilmesi önerilmektedir. Ayrıca aktif işgücü piyasası politikaları yoluyla bireylerin işgücü piyasasında başarılı bir şekilde rekabet edebilmelerinin sağlanması ve bireylerin ve çalışanların “yaşam boyu öğrenme” çabaları vergi tedbirleri ile desteklenmesi ve İŞKUR tarafından verilen meslek edindirme, meslek geliştirme ve meslek değiştirme eğitimlerinin nicelik ve niteliksel yönlerden geliştirilmesi, İşsizlik Sigortası Fonu'nda biriken kaynakların ağırlıklı olarak, işsizlere işgücü piyasasında geçerliliği olan mesleklerin kazandırılması ve işsizlik riski yüksek olan bireylerin meslekî becerilerinin geliştirilmesi amacıyla kullanılması da bu öneriler arasında yer almaktadır ( TİSK, 2005).

Sekizinci beş yıllık kalkınma planı özel ihtisas komisyonu, yaşam boyu öğrenmenin amaçlarını bireylerin kişisel gelişimlerini sağlamak, toplumsal bütünleşmeyi gerçekleştirmek ve ekonomik büyümeyi sağlamak olarak tanımlamaktadır. Yaşam boyu öğrenme için esas alınan ilkeler ansiklopedik bilgilere son verilmesi, okumaz yazmazlığa son verilmesi, bilgilerin geleneksel yollarla aktarılmasına son verilmesi, aşırı uzmanlaşmaya son verilmesi, her düzeyde geleneksel eğitim yöntemlerine son verilmesi ve eğitimin demokratikleşmesi olarak sıralanmaktadır (DPT, 2001).

Nitelikli okulöncesi eğitimi yaygınlaştırma, ilk ve ortaöğretimde gerçek bir öğrenme temelinin oluşturulması, okuldan işe geçişlerin kolaylaştırılması, yetişkinleri öğrenmeye özendirme, sistem parçalarının arasında tutarlılığın sağlanması, sistem kaynaklarının yenilenmesi gelişmiş ülkelerdeki yaşam boyu öğrenmenin ortak yanları olarak belirlenmektedir (DPT, 2001).

Türkiye'nin vatandaşlarına nitelikli eğitim sunabilecek kaynaklara sahip olduğu, Millî Eğitim sisteminin gelişmiş ülkelerin benimsediği ve herkesin yaşam boyu öğrenmesini hedefleyen eğitim reformlarına ilgisiz kalmaması ve bu kapsamda yeniden ele alınmasının gerektiği, başarılı olabilmek için de yaşam boyu öğrenme ilkesinin kapsamının iyi anlaşılması, bu konuda gelişmiş ülkelerin deneyimlerinden yararlanılması ve yaşam boyu öğrenmenin Türkiye şartlarına uyarlanması gerektiğine dikkat çekilmektedir (DPT, 2001).

Günümüzde hiçbir eğitimin son aşama olmadığı, tüm bireylere yaşamlarının her döneminde kendilerini geliştirmelerini sağlayacak fırsatların sunulmasını, Türkiyenin genç ve dinamik nüfus yapısını kalkınmanın itici gücü hâline getirebilmek için gelenekselleşmiş eğitim ve işgücü politikalarının yaşam boyu öğrenme kavramı çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesini; meslekî eğitimde örgün eğitime önem ve öncelik veren ve kaynak ayıran politikaların ciddî olarak tartışılması ve başka seçenekler üzerinde durulması gerektiği belirtilmektedir (DPT, 2001).

Sonuç ve Öneriler

Türkiye Avrupa Birliğine girmek için müzakerelere başlamak üzere olan bir ülkedir. Avrupa birliği eğitimle ilgili olarak yaşam boyu öğrenmeyi bir ilke olarak belirlemiş, bu ilke ile

• bilgi toplumunda etkin ve sürdürülebilir katılımın gerektirdiği becerileri edinmek ve yenileştirmek için öğrenmeye evrensel ve sürekli erişimin garanti edilmesi,

• Avrupa'nın en değerli varlığı olarak gördüğü insan kaynağına öncelik vererek insan kaynağına yapılan yatırımın düzeyini gözle görülür biçimde yükseltmeyi,

• yaşam boyu ve yaşam genişliği öğrenmenin sürekliliği için etkili öğrenme, öğretme ve bağlamlarını geliştirmeyi,

• özellikle yaygın ve informal eğitimin katılma ve çıktılarının anlaşılmasını ve takdir edilmesinin yollarını önemli ölçüde iyileştirmeyi,

• herkesin Avrupa'nın her yerinde sunulan öğretim imkânları konusunda kaliteli bilgi ve tavsiyeye yaşamları boyunca kolayca erişebilmesini garanti etmeyi ve

• yaşam boyu öğrenme imkânlarını mümkün olduğu kadar öğrenciye yakın bir yerde, kendi yaşadığı yerde ve uygun olduğu ölçüde bilgi ve iletişim teknolojileri ile destekleyerek sunmayı

Avrupa'nın kapsamlı ve uyumlu yaşam boyu öğrenme stratejisinin amaçları olarak belirlemiştir.

Kurulacak ortaklıklarla birlikte çalışarak herkesin yaşamı boyunca kaliteli eğitime erişmede eşit fırsatların sunulduğu, eğitimde ve öğretimde bireyin ihtiyaç ve taleplerinin belirleyici olduğu bir toplum inşa etmenin, insanların kendi eğitim, çalışma ve aile yaşamlarını planlayabileceği eğitim ve öğretim imkânlarını ayarlamanın, daha yüksek düzeylerde eğitim ve niteliklere ulaşmak ve insanları yaşamın her parçasına daha etkin katılabilecek şekilde donatmanın ve katılmaya teşvik etmenin en iyi yolu olarak görülmektedir.

Türkiye' de her düzeydeki okullaşma oranları, işgücüne katılma ve işsizlik oranları, öğretim kurumlarındaki yatay ve dikey geçiş sınırlılıkları, eğitim rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği, meslek standartları ve belgelendirme hizmetlerinin yetersizliği, eğitim imkânlarının yetersizliği, bölgeler arasındaki dengesizlikler, gelir dağılımındaki dengesizlikler, iç göçlerin yarattığı sorunlar, özelleştirmeler ve iş yerlerinin kapanması nedeniyle ortaya çıkan işsizlikler hem kendi içinde hem de Avrupa birliğine üye olmak istemesi bakımından yaşam boyu öğrenmenin yeni kavramsal çerçevesinin, eğitimin her kademesi ve sosyal taraflar ve sivil toplum örgütleri arasında mutlaka dikkate alınması ve tartışılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu yolla hem Türkiye kendi içinde problemini çözmüş olacak hem de Avrupa ile bu konudaki entegrasyonunu daha kolay gerçekleştirebilecektir.

 

Kaynakça

Commision Of The European Communities, (2000), A Memorandum on Lifelong Learning , Brussels.

The Conclucions of the Special European Council Meeting , (2000), Lizbon.

The Conclucions of the Special European Council Meeting , (2000), Feira.

http:// www.die.gov.tr , (2005), Hane Halkı İstatistikleri.

http:// www.die.gov.tr , (2005), Nüfus ve Eğitim İstatistikleri.

http://www.dpt.gov.tr , (2001), Devlet Planlama Teşkilatı, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı. Hayat Boyu Eğitim veya Örgün Olmayan Eğitim, Özel İhtisas Komisyonu Raporu.

http:// www.meb.gov.tr , (2005), Eğitim İstatistikleri.

http:// www.tisk.org.tr , (2005) Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, “Lizbon Stratejisi: UNİCE Görüşü ve Ülkemiz için TİSK önerileri”.

http://www.ulusaleğitim.org , Ulusal Eğitime Destek Kampanyası, Sezer, S. “Eğitimin Toplum Kalkınmasındaki Yeri” Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta.

http://www.yok.gov.tr , (2005), Yükseköğretim Kurulu.

 

 

NEW EDUCATION POLICIES IN EUROPEAN UNION COUNTRIES LIFELONG LEARNING

Abstract

One of the most important decisions made by European Union is that lifelong learning must be accompanied by a successful transition to knowledge based society and economy as guiding principle. In order to implement lifelong learning, a memorandum is prepared to launch a European debate on comprehensive, coherent strategies and practical measures. Memorandum explains justification, philosophy, dimensions, aims and debate questions of lifelong learning. In this article, selected parts of this memorandum is quoted and after presenting reasons requiring lifelong learning in Turkey, a debate and an evaluation are recommended on new structure

Yazar: H. Riza Karipçin
2007-12-22 Tarihinde yayınlanan makale, 287 defa görüntülendi.


 
 
  (c) 2007 özgürdergi